EDİGE DESTANINDA OLAĞANÜSTÜ TİPLER – Yaşar KALAFAT

../..

Edige Destanı’da maceranın kahramanı Edige Han, dünyaya gelişi
ve hayatta kalışı açısından olağanüstü bir soy ağacı ila karşımıza çıkar.
Dip atası Baba Tükles adlı bir veli veya evliya tipidir. Bu daha doğrusu,o eski Türk destanlarında sıkça görülen bir özellik ile dünyaya gelmiştir.
Anası bir “peri” kızıdır. Bu tür kahramanlara, olağanüstü yeteneklerinden dolayı eski hikaye metinlerinde “perizad” sıfatı verildiği de bilinen bir husustur.
Burada, Edige ve Kara Tiyin alp ile ilgili bu olağanüstülükleri bağlı
bilgileri verecek alıntılar için Dr. Rüstem Sulti tarafından Türkiye’de yayınlanmış “Edigey” adlı eserden istifade edilecektir.
Toktamış Han, Temür Bek’ten kendisine gönderilen mektuba çok
kızar. Onun yaşlılık çağına isabet eden günlerde, Temür Bek, kendisinin himayesine girmesini ister. Ve bunun kabul işareti olarak da, ünlü kuşu Kara Laçin Töklü Ayak’ı kendisine göndermesini Toktamış’a bildirir.
Han buna çok içerler ve veziri Kutlukaya’yı yanına çağırıp danışır.
Görüşme ve konuşma Toktamış Han’ı hayal kırıklığına uğratır. Temür
Bek’in kendisine mektup yazması cüretini Kutlukaya’nın tutumuna ve
sözlerine bağlar. Kutlukaya bu isnatı reddeder ve bana inanmıyor isen; “keser isen baş işte/ döker isen kan işte” der. Bu söze de aldırış etmeyen Toktamış Han bildiğini okur ve Çakmağış Bey ile Dörmen Bey’ine buyruk verir;
“Ey Dörmen Bey, Dörmen Bey/Ay Baltanı al, dedi/Ay bıçağın tak
dedi/ Kutlukaya yalancı beyin/ Boynunu vur, kes dedi/ Periden aldığı
kadını/ Beşikte yatan yavrusu/Onu da bırakıp giden/Periden olan anası/O çocuğu bul dedi/Beşiğinde vurup kes dedi” (sh. 41)
Dinleyici, destanın kahramanı ile ilk kez bu sahnede buluşur. O,
beşikte bir çocuk ama bir periden doğmadır. Babası da yine bir perizattır.
Kutlukaya’nın eşi, Edige’nin anası, bir perizattır. Çocuk hem beşeri ve hem de insanüstü bir varlıktır. Daha doğrusu her iki meziyete aynı
zamanda sahip bir çocuktur. Çocuğu ölümden kurtarıcı bir vesile çıkması kaçınılmazdır. Destan bu vesileyi, Kutlukaya’nın kan andı edip kardeş olmuştu. Altı çocuğu vardı. Öne çıkıp Toktamış Han’a çocuğu bağışlaması için ricada bulunur. Konuşması sırasında Kutlukaya’dan söz edip şunları söyler: “Bir atası il idi/ Bir atası bey idi/ Onun da büyük atası/ Baba Tükles Hoca Ahmet / Evliyalar piri idi” (42) Baba Tükles’in Hoca Ahmed Yesevi ile aynileştirilmesi ile, kahramanın manevi koruyucusunun ona bağlanması tesadüfi değildir. Türk dünyasında Hoca Ahmed Yesevi’nin manevi nüfuzu ve otoritesi hiç eksik olmamıştır.
Fakat bu sözler de, Toktamış’ın öfkesini dindirmez ve çocuğun
öldürülmesine buyruk verir.
Cantemür Bek, buyruk ardından evine koşar, en küçük çocuğunu
alıp Kutlukaya’nın evine varır. Kutlukaya’nın çocuğunu beşikten çıkarıp çizmesinin ediğine saklar ve yerine kendi çocuğunu kor. Böylece kan andına sadakat gösterip andasının kökünü kurutmaz. Bu sırada Dörmen Bey gelir. “Kobogul” diye çağrılan çocuğu, han buyruğu yürüsün diye öldürür. Evi barkı yakıp yıkar. Ama ölen Cantemür bu çocuğa, ediğinde saklayıp kurtardığı için “Edige” adını verir. Ve hiç kimse onu, Kutlukaya’nın oğludur, diye de bilmez.
Koboğul, okur, büyür ve ünü etrafa yayılan bir yiğit olur. Toktamış
Han, baş edilmez bir yiğit olan Koboğul’u yanına alıp elinin altında
tutmayı düşünür. Bükemediği bileğe saygı göstermek mecburiyetinde
kalır. Toktamış Han, o huzura geldiği zaman farkında olmadan ayağa
kalkar olur. Karısı bu durumu görüp entrika çevirmeye ve Koboğul’u
ortadan kaldırmaya girişir. Edige, kendisi için düzenlenen bütün ölüm
tuzaklarından adamları sayesinde kurtulur. Toktamış Han, karısının isteği ile, Koboğul’un kim olduğunu sınatmaya, kim olduğunu öğrenmeye
girişir. Pek çok kişi dener, bilemez. Sonunda, yüzdoksan yaşında bulunan Subra Cırav, Koboğul’u sonra, kim olduğunu sonunda şu sözler ile açıklayıp bitirir;
“Kamçı değer boynuna/Kan saçılır koynuna/ Çelenkli ulu başını/
Kesip alır şu oğul/ artık ben kişi tanımam/Eğer kişi tanısam/Kutlukaya Bey oğlu/Edige o, Koboğul”( sh. 72)
Yukarıda, insanların vasıflarına, sözlerine; sorularına verdikleri
cevaplar ve dış görünümleri ile değerlendirip kim olduklarını ortaya
çıkaran bir bakıma gayıptan haber veren olağanüstü kam/ozan tipiyle,
daha doğrusu Dede Korkut tipiyle karşılaşıyoruz. Bu tipin Kıpçak Bey ve Kin Canbay gibi ikinci derecede olanlarına da destan da rastlamaktayız.
Edige, kendisinin kim olduğunu ortaya çıkaran Subra Cırav’ın
ardından Toktamış Han tarafından bir ziyafete çağrılır ve karısının sözü üzre onu tutturup öldürtmeye karar verir. Bu işi öğrenen Edige’nin adamları durumdan kendisine haberdar eder. Edige, bal şerbetini döküp hızla dışarı çıkar ve beylerin bıçak darbelerinden kurtulup Tulpar atı Timgil Çuvar’a binip dokuz yoldaşı bilece atlanıp idil suyunu aşıp karşı yakaya geçerler. Ardlarından gelen kin Canbay ve adamları onlara yetişemez ve İdil’i de aşamaz. Edige, suyun yakasında Kin Canbay ile yaptığı uzun söyleşi sonunda şunları söyler: “Kırk yurt menzil kurmasam/dediğimi yapmasam/Ben öcümü almasam/BabaTükles dedem veren/Edige adım kurusun…/ Eskideki Cengiz’in/Kendisiyle dengim ben”(83). Bu sözlerden, onun adının Baba Tükles tarafından verildiği ifade ediliyor ki, bundan anlatıcının bir çok şeyi birbirine karıştırmış olduğu akla gelmektedir. Bu genç Nogay beyinin kendini Cengiz Han’a denk sayması ilerde yapacağı büyük işlerin yol göstericisi kabul edilebilir. Hedefi itibariyle kahraman, Cengiz gibi bütün Türkleri bir araya getirip hanlık etmeyi düşünmektedir.
Edige yolda ikinci bir olağanüstü, kendine benzer bir tip ile
karşılaşır. Bu, yukarıda belirttiğimiz gibi Kara Tiyin Alp adlı olağanüstü bir yiğittir.
Edige, arkadaşları ile konuşa konuşa at üstünde yol alırken
karşılarına bir “ sorgavul (nöbetçi)” çıkar. Ondan sorup soruşup Temür Bek’in kızı Akbilek ile kırk kulunu tutsak edip tek başına saklayan Kara Tiyin alp’ten söz eder ve “ Görmek isteyen görüp ölür/Görmeyen sağ gider”(sh. 88)der. Son sözleri duyan Edige, yolunu değiştirip bu alpın yattığı yurda çevirir. Bu alp er bir “Yosınçı gavuru’dur,yani farklı bir dine mensubtur. Fakat o da bir perizattır. Edige, bu alpın yurt kapısından bakıp yanında Akbilek’i görür. Kara Tiyin alp yatıp uyumaktadır. Kızla konuşur ve yardım ederse onu öldüreceğini, ellerini bağlamasını söyler.
Sonunda, Edige, Kara Tiyin Alp’ı ölümcüm yaralar. Ardından şu sözleri
ona söyler:
“Mezarımı nerede bilmedim/Ölümüm kimden bilmedim/Bakıcıdan
bakımı baktırdım/Falcıdan falımı açtırdım/Bilgiçten büyümü sınattım/O
zaman bildim bu işi /Beni öldüren er olsan / O sen imişsin Edige / Gitme gitme Edige/İki kardeş peri kızı/Ablasından ben doğsam/ Küçük
kardeşinden sen doğmuşsun /Ben ben diye övünme/Sen de doğdun
periden/Ben de doğdum periden” (sh.93).
Her iki kahramanın eşitsizliğini, perizat olmaları destanda ortaya
çıkarmaktadır. Edige’nin olağanüstü bahardılığı, yine olağanüstü işler yapan biri karşısında sınanır. Bu kişi dünya üzerinde Temür Bek gibi bir ulu sahip kıran kişinin kızını ve kırk kulunu tek başına alıp götürmüş ve elinden kimse kurtaramamıştır. Edige, böyle bir yiğit karşısında başarı sağlamak, onu öldürmek zorundadır. Dinleyici, onun tarafından daha sonra başarılacak azametli işlere böylece destan anlatıcısı tarafından hazırlanmış olur. Kahramanın, gerçekten olağanüstü işler başarması aranır. Sıradan kahramanlıklar herkesin işidir. Ama bütün bunların ortaya çıkabilmesi, onun /kahramanın doğuştan olağanüstü nitelikler taşımasıyla ilgilidir. Bu inanç, eski Türk destanlarında sürekli var olan bir olgudur.
Edige, Kara Tiyin Alp ve Subra Cırav tipleri Türk destanlarında
farklı yapı ve görünümüler içinde de olsa, daima vardır. Türklerin atası, yaz ve kış ilahlarının kızlarıyla evlenip ondan türemişlerdir. Oğuz Kağan, ışıktan inen kız ile evlenmiştir. Dedem Korkut metinlerinde baş çoban Konur Koca peri kızı ile evlenir. Doğan çocukları bazen Edige gibi uslu, erdemli ve yararlı yiğit olur; bazen de “Tepe Göz” ve “ Kara Tiyin Alp” gibi soyuna sopuna düşman kesilir. Soyuna düşman kesilenlerden hak saklasın hepimizi.
Türk Dünyasından halk inançlarını incelediğimiz bölgelerde,
bilhassa Anadolu, Azerbaycan ve Kuzey Mezapotomya gibi Türk
ellerinde masallarında yaşayan halk anlatımlarında, ailelere gelin olmuş peri kızlarından söz edilir. Eli bereketli çok becerikli peri kızları çok da güzel olarak bilinirler. Daha ziyade su kenarlarında yaşarlar ve su perisi olarak bilinirler. Bunların aileye girmeleri gibi çıkıp gitmeleri de esrarengizdir. Bunlar doğan çocukların varlığı da anlatılır.
Ayrıca, perili mağara, perilikale, perili kaya perili meşe, anlatımları ve yer adları da vardır. Halk bazen peri ile cin’i eş anlamda da kullanılır.
Peri padişahı olduğu gibi perili atlar da vardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s