TAHİR İLE ZÜHRE HİKAYESİ – 7

30

-Yok Tahir, orası yasak, diyor kralın kızı Zühre.
-Niye?
-Orayı babam yasakladı.
Tahir o zaman;
-Külden tepe olmaz, elin evladı da ele evlat olmaz. Sobadan
külü çek, yığ yığ, tepe olur mu? Ben de size göre elim tabi. Eğer hakiki
kardeşin olsaydım, bana bunu söylemezdin.
Tahir’in bu lafı, kralın kızı Zühre’ye dokunuyor.
-Tahir, diyor. Kolumu kırmadın belimi kırdın. Buyur anahtarı.
Anahtarı veriyor, kendisi yemek getirmeye gidiyor. Altın
tepsi, altın bıçak, kaşıklar, çatal hep hazırlıyor.
Biz haberi Tahir’den verelim…
Tahir, bahçeye giriyor. Görüyor ki, orası öbürlerinden daha
muntazam. Oturuyor oraya, gülleri, bülbülleri seyrediyor. Hafif bir
rüzgâr varmış. Rüzgâr bir gül yaprağını düşürüyor. Bir yuvada da üç
tane bülbül yavrusu varmış. Anneleri aşağı iniyor, o gül yaprağını alıp
yuvaya koyuyor, gül yaprağı tekrar düşüyor. Bu üç defa oluyor.
Üçünde de alıp koyuyor. Bülbül tahammül edemiyor, figana geliyor.
Sonra semaya çekiliyor, kanatlarını toplayıp yüzükoyun kendini
aşağıya bırakıyor. Orada kuru bir gül çalısı varmış. Kendini bu çalıya
vurunca, diken göğsüne girip öbür taraftan çıktı. Bülbül ağzını üç
defa açtı yumuyor.
Tahir bunu görüp düşünceye dalıyor. Kendi kendine diyor ki:
-Yaaa! Bir tek gül yaprağı için bülbül canını feda ediyor, üç
tane yavruyu öksüz bırakıyor. Ben nasıl bir insanım ki, Kahraman
şehrinde Zühre’yi Kara Vezir’e koydum, tacı tahtı bıraktım, burada
İspanya Kralına evlat oldum. Olmaz, ben buradan giderim.
Yerinden kalkıyor, sazı sırtına takıyor. Tam bahçeden
çıkarken Zühre geliyor.
-Nereye kardaş, dedi.
31

-Babana selâm söyle, daha burada durmam.
-Sen bilirsin kardaş amma ayaklarının altını öpeyim. Babam
gelir bana hakaret eder. O gelene kadar dur.
-Yok, dedi. Bir-iki hane söyleyip gideceğim.
Sazı kılıfından çıkarıyor, elindeki gül demetlerini oraya
koyuyor Bakalım orada kıza ne diyor.
Bülbül bir yumurta kuzlar
Gülün arasına gizler
On bir ay gül başı gözler
Telef etti canı bülbül
Zühre, öyle onu dinliyor. Gamı def olmuyor, alıyor bir daha:
Bülbül kanadı al olur
Uçar göğe bir hal olur
On bir ay bülbül lal olur
Telef etti canı bülbül
deyip, sazı sırtına takıyor.
-Bacım Allahaısmarladık, diyor. Kız yalvardıysa da kâr
etmiyor.
Haberi kimden verelim; İspanya Kralı’ndan…
Aradan bir şey geçmedi İspanya Kralı geldi. Zühre karşıladı.
-Kızım! Tahir nerede, diyor.
-Baba, sorma Tahir gitti.
-Niye?
Kız olup biteni anlatıyor. Kralın canı sıkılıyor. Daha atından
bile inmeden, geri dönüyor. Ata hareket, kamçıya bereket, deh
babam… İleride yol yediye ayrılıyormuş. Kral da istiyordu ki; “Tahir
oraya varmadan yetişeyim.” Uzatmayalım, Tahir daha oraya
varmadan, yetişiyor. Atı harman ediyor, önünü çeviriyor. Attan aşağı
iniyor.
32

-Oğlum Tahir! Ben gelene kadar neye durmadın? Ben, senin
bana evlat olmayacağını biliyordum. Belli bir yurdun var, fakat ben
burada yokken, neye gidiyorsun? Derler ki: “İspanya Kralı 4 kuruşluk
vergi için, gitti evinden. Ailesi, kızı bir Tahir’e bakamadı.” Geri dön. Ben
de cemaatimi toplayayım. Sen orada bir konuşma yap; başından
geçenleri anlat. Ben seni yolcu ederim.
-Peki.
O diyor “Ata bin”, bu diyor; “Ata bin” İkisinin de dediği olmuyor.
At, yedeklerinde şehre dönüyorlar, köşke geliyorlar. O gün yiyip
içiyorlar, yatıyorlar. Sabah olunca Kral halkı topluyor. Tahir kürsüye
çıkıp diyor ki:
-Ey İspanya ahalisi! Ben, Kahraman şehrinden Ethem
Şah’ın kardeşi Ahmet Vezir’in oğluyum. Bir desise yüzünden
buraya geldim. Birkaç aydır Kralınızın yanında kalıyorum.
Sağolsun beni evlat etti. Şimdi, gönlüm sılayı arzuladı. Hepinizden
de memnunum. Müsaadenizle ayrılacağım.
Onlarla vedalaşıyor. İspanya kralı bir at, bir heybe dolusu
da altın veriyor. Tahir yola revan oluyor. Ata hareket kamçıya
bereket yola revan oluyor. Ama ileride at çatlıyor. Bu, mecburen
heybesini omuzuna alıp yola devam ediyor.Biraz gittikten sonra
kendi kendine diyor ki; “Yahu! Ben bir padişah neslindenim. Tacım,
tahtım ele kalmış. Bir kralın sadakasına mı kaldım?” Kaldırıp heybeyi
atıyor. Saz dalısında yürüyor. Ha babam, de babam, günler geçiyor,
memleketi Kahraman şehrine geliyor. Etraf sisli olduğu için,
memleketine geldiğini fark edemiyor. Bir çobana rastlıyor. Çoban
Tahir’i tanıyor.
-Ooo Tahir! Sen nereden geldin yahu?
-Ne Tahir’i yahu? Sen kafayı mı üşüttün?
Çoban inanmıyor.
-Bırak oğlum, nağme yapma. Seni tanımadım mı sanıyorsun?
Bu sürü kimin biliyor musun? Amcan Ethem Şah’ın davarları.
-Ne Ethem Şah’ı?
33

-La bırak, hasta mısın, aslanım? Bu gördüğün şehir
Kahraman şehri değil mi?
Artık, Tahir kendini gizlemiyor. Çobana diyor ki:
-Mademki tanıdın, bana Zühre’den haber ver.
-Zühre, diyor çoban. Kara Vezir’le evlenecek.
-Deme!
-Vallah.
O zaman Tahir kendisini daha tutamıyor. Zaten bülbülün
ölümünden dolayı içi dolu. Bakalım orada çobana ne söylüyor:
Akıl ermez bu Mevlâ’nın, işine
Koçyiğitler çıplak doğar anadan
Senelerdir hasretini çektiğim
Havadisin devre aldım sıladan
Gamı def olmuyor, alıyor bir daha:
Bilmem TAHÎR senin halin n’olacak
Bu hasretlik kıyamete kalacak
Böyl’olursa bu dert beni alacak
İstiyorum al canımı yaradan
Çoban diyor ki:
-Korkma aslanım korkma. Sen gittiğin günden Zühre fincanla
zehri hazırladı, masanın üzerinde duruyor. Bir yanlış hareket
yapsalar, o an zehri içecek. Senin yolunu gözlüyor. Ben seni bu gece
Zühre’ye kavuştururum.
Çoban önde Tahir arkada şehre yürüyor. Biraz gidince Tahir
duruyor. Kendi kendine diyor ki: “Yahu! Bu adamın arkadaşı yok.
Sürüyü buraya bıraktı, gidiyor. Biri çalsa, bir kurt kapsa, ‘N’oldu çoban
neredeydi?’ deyip işin aslını öğrenmezler mi? Hem çobanın hayatı gidecek
hem benim.”
Çoban bakıyor ki Tahir gelmiyor:
-Gelsene Tahir, dedi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s