TAHİR İLE ZÜHRE HİKAYESİ – 6

25

-Elimi kolumu çözün, kaçacak değilim ya, diyor.
Sırtında saz da takılı… Bunlar çözüyorlar Tahir’in ellerini.
Tahir, saza düzen, söze özen veriyor bakalım Zühre’ye ne söylüyor?
Zühre yaşlı gördüm ela gözünü
Çöle doğru döndermişsin özünü
Gidiyorum kimler çeker nazını
Ela gözlü Hanım Zühre’m yan’ağla
deyince Zühre bakıyor ki. Tahir aşağıda. Hemen saçındaki 32 belikten
bir tel parmağına doluyor, aşağıdaki Tahir’e bakalım ne söylüyor:
Gitme Tahir gitme gadan alayım
Ağlama gözüne kurban olayım
Yaşamayım senden evvel öleyim
Ela gözlü Han Tahir’im bir eğlen
-Ulan, diyor Kara Vezir. Sokak ortasında âşıklık olmaz, yürü. Ali
Han Vezir’in oğlu karşı çıkıyor.
-Değme, söyleyecek, dedi.
Gamı def olmadı, aldı bir daha Tahir:
Senin baban öz babamı öldürdü
Dostum ağlar düşmanımı güldürdü
Elim bağlı beni sürgün göndürdü
Ela gözlü Hanım Zühre’m yan ağla
Aldı Zühre:
Kör olaydı o babamın gözleri
Aşk uğruna yandınyor bizleri
Ölenece yar yolunu gözlerim
Ela gözlü Han Tahir’im bir eğlen
Aldı Tahir:
Bir yadigâr versen ben de aparsam
Yıkıldı virane gönlüm yaparsan
Ben gidiyom düşmanıma taparsan
Ela gözlü Hanım Zühre’m yan ağla
26

Zühre’nin sandığa sepete eli yetmiyor. Ancak gözyaşını sildiği
ibrişim mendili topaklayıp aşağı atıyor. Tahir mendili aldı, cebine
koydu. Ellerini bağlıyorlar tekrar yola revan oluyorlar. Konarak
göçerek, lale sümbül biçerek, uzun bir müddet gidiyorlar. Sonunda
Tuna Yalısı denilen yalçın dağın başına varıyorlar.
Haberi kimden verelim: Şahap’tan…
Tahir’in yardım ettiği, elinden tuttuğu Şahap geriden atları
takip ediyor. Günlerce yol yürüyor. Onlar yukarı, tepenin başına
çıkıyorlar. Ormanlık, çalılık… Tahir’in ellerini, gözlerini bağlıyorlar,
dönüyorlar geriye. Şahap, ormana gizleniyor, bunlara görünmüyor.
Onlar geçtikten sonra, hemen varıyor Tahir’in yanına. Ellerini,
ayaklarını, gözlerini çözüyor. Beline bir pağaç da ekmek almıştı. Tahir:
-Çok ekmeğinizi yedim. Fakat benim gücüm bir pağaç
ekmeğe yetti, bunu getirdim sana, diyor.
-Şahap! Sen beni hayata kavuşturdun ya, daha ben ne isterim.
Sen tekrar git. Bizim evi kim sahiplenecek? Zühre’ye kim sahip
çıkmak istiyor. Benim arkamdan kimler tuzak kuruyor? Bunları
öğren. Ben er-geç inşaallah, Allah’ın sayesinde geleceğim oraya.
Allah bir fırsat verirse, seni oraya hükümdar yapacağım.
Şahap, günlerce yol yürüyor, şehre geliyor, Kahraman şehrine.
Şimdi, askerler belliyorlar ki: “Tamam biz onu orada bıraktık, kurt kuş
yedi.”
Haberi kimden verelim: Tahir’den…
Tahir öyle bir yalçın yerin başındaydı ki, ağaçlardan
tutunursa kurtuluyor, yoksa kayıp gidiyordu. Ağacın dibine pusuyor.
O yana bu yana derken uyku arasında, haydi bakalım, ayağı kayınca
Tuna Yalısı’nın öbür tarafına, İspanya hududuna kaydı.
Dağın eteğinde, aynı Ethem Şah’la Ahmet Vezir’in yapmış
olduğu bahçe gibi, İspanya kralının bir bahçesi vardı. Aynı öyle
güzeldi. Onlarda kiliseye giderken, suyu o bahçeden alıyorlar. Kapı
kilitli, geçmenin imkânı yok, Tahir oraya geliyor. O yana, bu yana
dolaşıyor, bir türlü içeriye giremiyor. Diyor ki kendi kendine:
-Ben ancak bu akan ırmaktan aşağıya geçerim.
27

Sazını duvardan içeriye atıyor. Suya dalıyor, öbür taraftan
çıkıyor. Görüyor ki, bahçenin ortasında bir köşk. Bahçe dersen,
yalancı dünyanın cenneti; bahçeler, güller… Her yerden kuş cıvıltısı
geliyor… Köşkten içeriye girdi. Her yer Horasan halısıyla döşenmiş.
Tabi çok yorgun olduğu için orada uykuya dalıyor.
Gel haberi kimden verelim; İspanya melikinin kızından…
Bu kız babasına su götürmek için bahçeye geliyor. Kapıyı
açıyor, içeri girip doğruca köşke gidiyor. Kapıdan giriyor, bakıyor ki,
bir parıltı, bir ışık, bir koku… “Allah Allah! Ya Rabb’im! Bu neyin nesi?
Buraya her zaman gelirim, böyle bir koku, böyle bir ışık, böyle bir
güzellik görmedim.” O yana, bu yana dolaşırken, bakıyor ki, halının
üzerinde bir delikanlı yatıyor. Ama öyle biri ki, doğan aya
doğma, diyor. Ne kızda var, ne erkekte var öyle güzellik. Allah övmüş
yaratmış. Suyu doldurmadan geliyor, İspanya Meliki de gözlüyor ki,
su gelecek. Testiyi kaldırıyor, aynen Zühre’nin Tahir’e yaptığı gibi,
testiden su akmıyor.
– Kızım! Ne yapıyorsun, benimle mi eğleniyorsun?
-Baba, sorma.
-Ne oldu kızım?
-Ben böyle bir şeyle karşılaştım; bilmem hayalet, bilmem
gerçek. Köşke bir nur doğmuş. Orada bir delikanlı yatıyor, insan
değil sanki melaike.
-Git, sesle şunu, gelsin.
Kız, tekrar bahçeye gidiyor, içeri giriyor. Bakıyor ki oğlan
hâlâ yatıyor. Uyandırmaya kıyamıyor. O yana bu yana derken,
nihayet ayağına usulca dokunuyor. Tahir uyanıyor. Hemen
Besmele çekip kalkıyor.
-Ne istiyorsun benden?
-Seni babam istiyor.
-Baban kim, senin?
-Babamı bilmiyor musun?
28

-Ne bileyim baban kim? Sen benim babamı biliyor musun?
-Yooo!
-Gördün mü bak, ben ne bileyim baban kim?
-Babam İspanya Kralı.
-Haa!.. Şöyle desene. Şimdi gidelim.
Bunlar oradan çıkıyorlar, düşüyorlar yola. Kız oğlanın önden
gitmesini istiyor; maksat ona bakacak. Neden dersen o da Tahir’e
âşık oluyor. Öyle bir şey ki, bu kızın adı da Zühre. Neyse bunlar,
şuradan buradan derken köşke varıyorlar. Kral, oğlanı görünce
kızına hak veriyor. Hakikaten güzel mi güzel bir delikanlı. Kanı
kaynıyor. İçinden “Allah’ım çok şükür, oğlum yoktu, bana bir oğlan
gönderdin.” diyor. Oğlanı karşılıyor, buyur ediyor. Hoş-beş, hal-hatır
ediyorlar, yiyorlar, içiyorlar.
-Oğlum, diyor kral. Sen asilzade bir evlatsın. Fakat bir
hadisenin kurbanısın muhakkak. Sende bunun izleri var. Başına
gelenleri anlat.
-Sorma, kralım.
-Sordum söyleyeceksin.
-Ben, diyor, Ethem Şah’ın kardeşi Ahmet Vezir’in oğluyum.
Amcam babamı, dayımı, annemi vurdu. Onlara kahredip
memleketten ayrıldım. Buralara düştüm. Memlekette sevdiğim vardı,
adı Zühre. Düğünüm yapılacaktı. Düğünümü ertelediler.
-İyi oğlum, diyor. Benim oğlum yoktu, sen de benim oğlum ol,
hem de damadım ol.
-Sayın Kralım! Ben senin bu sözüne cevabı sözle veremem,
sazla vereyim müsaaden olursa, diyor.
-Sazla ver, sözle ver. Yeter ki bu işe evet de, diyor Kral. Tahir
alıyor sazı, bakalım orada ne diyor:
Köşkünüzün önü düz ova yazı
Yayılır ördeği ötüşür kazı
Alacak sanıyor kralın kızı
29

Duysun Şah babası o bacım benim
Oradakiler şaşırıyor, Tahir’in gamı def olmuyor alıyor bir daha:
Huzuruna geldim ona bağlıyam
Yüreğim yaralı ciğer dağlıyam
Ethem Şah’ın kardeşinin oğluyam
Yıkıldı o tahtım o tacım benim
Kral:
-Oğlum! Ben seni kızımla evlendirecektim. Mademki
istemiyorsun, peki. Tacın, tahtın elden çıktığına üzülme. Ben seni
memleketine kavuşturacağım. Sen burada ye, iç, gerisini düşünme.
Eskiden krallar, kervanların başında, başka memleketlere
giderlerdi. Kervanlar bu sayede epey kâr ederlerdi. Bu sefer Kral,
onlara gitmeyeceğini söylüyor. Kervanlar, Kralı almadan sefere
çıkıyor. Ona aldıkları malı beşe satıp zarar ettiler. Hepsi bir araya
geldi. Bir ay sonra Kralın huzuruna çıkıyorlar.
-Ya Melik! Bu sefer bizimle gitmedin, hep zarar ettik. Biz de
vergimizi vermiyoruz. Biz kazanırsak, sen de kazan. Yoksa, neyi
bölüşeceğiz?
Kral bakıyor ki, kervancılar haklı.
-Peki hazırlanın, bana da haber verin, diyor. Kervanlar
hazırlanıyor. Melik’e haber veriyorlar. Kızını çağırıyor, İspanya
kralı.
-Kızım, diyor. Otuz tane bahçe var. Her birinde çeşit çeşit
meyve, sebze, çiçek, gül… Kuşlar da kısım kısım… Şu yirmi dokuz
bahçeye gireceksin, otuzuncu bahçeye girmeyeceksin. O bahçede
sadece güller, bülbüller var. O bahçeyi açma sakın. Otuzuncu gün ben
buradayım.
Kervan gidiyor. Şimdi kızla Tahir, hergün bir bahçeye
giriyorlar. Orada yiyip içiyorlar, her şey bol. Zühre her kapıyı açıyor,
otuzuncuyu açmıyor. Tahir diyor ki:
-Bacım yirmi dokuz kapıyı açtık, yirmi dokuz gündür
eğleniyoruz. Bugün de şurada eğlenelim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s