TAHİR İLE ZÜHRE HİKAYESİ – 3

12

-Yok, padişahım, aklına gelen şeye bak! Öyle şey olur mu?
Tahir’i ben mektebe verdim.
-Kime?
-Alaaddin Hoca…
-Peki, Zühre cahil mi kalacak. O, onun namızatı, gitsin
beraber okusunlar.
-Hay hay diyor Ahmet Vezir. Alaaddin Hoca’yı sesletiyorlar.
Geliyor.
-Buyrun padişahım, beni emretmişsiniz.
-Otur şöyle.
Oturuyor.
-Nasıl, bizim yeğen Tahir?
-Çok iyi, ellerinden öper, hürmetler eder efendim.
Diyor ki Ethem Şah:
-Alaaddin Hoca! Zühre’yi de götüreceksin, Zühre de
okuyacak orada. Aynen o da cumadan cumaya gelecek. Sair
zamanlar sana. Eti sana, kemikleri bize olacak. Okutacaksın, ilimleri
kuvvetli olacak.
-Hay hay şevketlim. Amma!…
-Amması ne be adam, diyor Padişah.
-Padişahım, diyor. Hani bir söz var: “Ateşle barut bir arada
durmaz.”
-Lan, kes, diyor. Bizim sülâlemizde öyle bir şey olamaz. Yani
bunlar ikisi bir araya gelirse, işi başka şeye dökerler mi demek
istiyorsun? Asla bizde öyle bir şey olamaz, diyor.
Zühre’yi alıp götürüyorlar. Velhasıl-ı kelâm bunlar okumaya
devam ediyor. Devam ediyorlar amma yedi sene. On dördü bitirip on
beşinden gün alıyorlar, diplomayı alacaklar. Zühre her gün
çeşmeden su getirir, Tahir onunla abdest alırdı. Yine bir gün
13

çeşmeye gitti. Oraya vardı ki, yaşlı bir Cadı Karı oturuyor; “Kimine
iman Kur’an nasip olsun; kimine de yılan, çıyan nasip olsun.” derler. Allah
iyilerle karşılaştırsın. Zühre, oraya varıyor. Cadı Karı:
-Gel hele yavrum Zühre, gel hele, diyor. Hacc’a gidiyordum.
Arkadaşlarımdan geri kaldım. Bir Kur’an kitabı aldım. Yazısı da ufak,
gözlerim seçmiyor. Şuna bir bak hele.
Zühre yedi yıl okuyor, bütün ilimleri yutmuş… Kitaba bir göz
atıyor. Meğer kitap Kerem’in kitabıymış. Bir göz atıyor ki. Kerem’le
Aslı’nın başından geçen olayları, A’dan Z’ye kadar hep okuyor. Aklı
karışıyor. Suyu doldurmadan geliyor.
Tahir de hazır, abdest almak için. Testiyi kaldırıyor ki, su döke.
Bakıyor ki su yok.
-Ne o Zühre, diyor. Benimle eğleniyor musun?
-Kusura bakma, diyor Zühre, durum böyle böyle oldu.
Okuduğum kitap beni etkiledi, onun için unuttum. Gidip doldurup
geleyim.
-Dur, diyor. Anlaşıldı, ben giderim.
Tahir, su testisini eline alıyor, çeşmeye varıyor. Bakıyor ki,
Cadı Karı orada oturuyor.
-Gel hele yavrum Han Tahir, gel diyor.
Aynı şeyleri buna da söylüyor. Kitabı Tahir’e de
okutuyor. Kerem’in başından geçen serencamı, Tahir’i de
etkiliyor.
-Ana, diyor. Bu Kur’an değil, Kerem’in kitabı. Kereta sana
yanlış vermiş. Kaça aldın?
Neyse, cadı karısı kitabı Han Tahir’e satıyor; üç akçe, beş
akçe parasını veriyor. Kitabı cebine koyuyor, suyu dolduruyor,
geliyor… Abdest alıp namaz kılıyorlar. Fakat ikisinin içini de alev
sarıyor, yani aşk ateşi. Şimdi, öğle zamanlarında, hani tatil oluyor
ya, Hoca’nın gitmesini bekliyorlar. Artık yeme-içmeyi de
unutuyorlar. Hoca gidince, yeme de yok, içme de yok. Namazları da
bırakıyorlar. Bunlar yerde yuvarlanıyorlar, güreşiyorlar, fenalık yok
14

yalnız! Derken Hoca seziyor vaziyeti. Bunları nasıl yakalayayım
diye, plan kuruyor. Aradan birkaç gün geçiyor. Birgün müezzine:
-Ben bugün sancılandım biraz, diyor. Rahatsızım. Namazı
sen kıldıracaksın.
Kendisi mektebin kömürlüğüne gizleniyor. Bunlar da tabi
cahiller, hoca gitti diye, yine gülüşmeye, sevişmeye başlıyorlar.
Sarım-gülüm… Hemen, Hoca kapıyı açıyor, ellerini beline koyuyor:
-Seni gidi saçı buçuk diyor, Han Zühre’ye. Ben senin
babana “Ateşle barut bir arada durmaz” deyince senin baban beni
mecliste cemaatın içinde hacil düşürdü. Şimdi gidip olup bitenlerin
hepsini babana söyleyeceğim.
Yalvarıyorlar:
-Hocam! Sen bilirsin. Biz namızatlıyız zaten. Mektepten
icazetnamemizi aldık mıydı, düğünümüz olacak, sen bilirsin. Hoca’ya
yalvarma kâr etmiyor. Diyor ki Tahir:
-Hocam, sen bilirsin! Dilime İki hane geldi. Surda söyleyim de
gidersen yine git.
Aldı sazı destine, koydu dertli sinesinin üstüne. Bakalım Tahir,
imansız Hoca’ya ne diyor:
Başına döndüğüm Aleddin Hoca
Ne gündüzüm gündüz ne gecem gece
Hoca yollarımız uğratın yüce
Kurban olam gidip Şah’a söyleme
Yollarımız uğratırsın sen güce
Aman Hoca gidip Şah’a söyleme
Diyor ki Hoca:
-Öyle bir gideceğim ki; derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi,
öndüç almış un gibi tozup gideceğim. Arkadaş hiç yorma kendini. Aldı
bakalım Han Tahir:
15

Hocalar hocası mollalar hası
Silinmedi yine gönlümün pası
Bize çektirirsin ayrılık yası
Aman hocam gidip Şah’a söyleme
Bize çektirirsin ayrılık yası
Kurban olam Hoca Şah’a söyleme
Tahir böyle dediyse de Hoca gaddarlaşıyor.
-Yok Tahir, kendini yorma boşuna, ben gidiyorum.
Ordan çıkıp doğruca Padişah’ın huzuruna geliyor. Vezir,
vükela hep oradaydı. İçeri giriyor, eşiğin üzerine oturuyor.
-Buyur Alaaddin Hoca, diyor Ethem Şah.
-Ne buyuracağım! Ben size bundan 7-8 yıl önce demiştim ki,
ateşle barut bir arada durmaz. Bana inanmadın, beni tersledin.
Ateşle barut tutmuş, patlamak üzere.
-Ne oldu ki hoca?
-Kızla oğlan birbirine âşık. Fırsatladıkça alt-üst oluyorlar.
Hatta benim pamuk minderi bile patlatmışlar. Padişah dedi ki:
-Eğer ben kızımı, Han Tahir’e verirsem, yedi silsileme lanet
olsun.
Padişah yemin ediyor. Niye dersen, Hoca’nın meclis içinde
söylediği bu laflar kanına dokunuyor. Ettiği yemin, çok büyük bir
yemin. Hoca, söylediğine pişman oluyor, amma ne fayda! Orada
bulunan Ali Han Vezir, bunu iteleyip dışarı atıyor. Fakat o sırada
orada Ahmet Vezir yoktu. O yüzden olup bitenden bî-haberdi.
Her cuma eve gelen Tahir, o cuma gelmedi. Cumartesi, pazar da
gelmedi. Bir şeyden haberleri yok ya! Hanımı dedi ki Ahmet Vezir’e:
-Biz oraya gidelim. Alaaddin Hoca’ya da hediye falan
götürelim, emeği geçti.
Bunlar hediyelerini hazırlayıp, faytona yüklüyorlar, mektebe
gidiyorlar.
Haberi kimden verelim: Zühre’den…
16

Zühre Han, cuma günü eve gelmişti. Ertesi gün arkadaşları
köşkün önünden geçerken Zühre’yi de çağırıyorlar. Hâlbuki gece
Ethem Şah, hanımına diyor ki.
-Durum böyle böyle… Zühre’yi daha okula gönderme, durum
kötü. Yeminliyim.
Kadın, kendini yerden yere çalıyor. Çalsa ne, boşa…
O arada arkadaşları geliyor. Zühre’yi aşağıya çağırıyorlar.
Zühre, hazırlanıp merdivenden aşağı inerken, annesi karşılıyor.
Saçından tutup, iki tane sille vuruyor.
-Geç içeri, gitme yok, diyor.
Zühre anlıyor ki, Hoca gelmiş her şeyi söylemiş. Velhasıl
gidemiyor. Tahir de gözlüyordu ki, Zühre gele. Grup grup öğrenciler
geliyordu, lâkin Zühre içlerinde yok. Zühre’yi göremeyince, içi
doluyor. Yalnız. Zühre’nin Melek Suna diye bir arkadaşı vardı. Bu,
annesinin Zühre’nin saçından tutup içeri ittiğini görüyor. Zühre
orada bir name yazıp aşağıya Melek Suna’ya attı. Melek Suna nameyi
alıyor. Diyor ki Zühre:
Zühre yazdı gözyaşıyla nameyi
Hak kaldırsın ara yerde uğruyu
Kıyamette ya o beni ben onu
Söylen Han Tahir’e helâl eylesin
Yani; “Bizim işimiz kıyamete kaldı, görüşmemize imkân yok.”
diyor. Kız, aldı nameyi, cebine koyuyor. Öbür arkadaşlarına
bildirmiyor. Tahir de mektebin kapısı önünde gözlüyordu ki, Zühre
gele. Melek Suna’yı görüyor. Orada efkârlanıp içi coşuyor. Atıyor eli
kulağa bakalım:
Toplanıp toplanıp gelen yavrular
Neden benim Zühre yârim gelmedi
Zalim Hoca gidip Şah’a söyledi
Deli gönlüm gamın alan gelmedi
O arada Melek Suna, Zühre’nin mektubunu veriyor. Tahir
hemen mektubu okuyor. Okuyunca şuurunu kaybediyor, kendini
yerden yere atıyor. Orada Şahap adında fakir bir çocuk vardı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s