TAHİR İLE ZÜHRE HİKAYESİ – 2

Biraz üzülüyorlar. Neyse akşam olunca Taht-ı Umman’a vasıl
oluyorlar, faytonla. Tekrar efendime söyleyeyim köşke geliyorlar.
Ahmet Vezir, öbür vezirler, Şeyhülislam hep toplanıyorlar, sohbet
9

ediyorlar. Geç saatlerde onlar dağılıyorlar. İki kardeş baş başa kalınca.
Ahmet Vezir gitmek istiyor. Ethem Şah, orada kalmasını istiyorsa da
kalmıyor. Evine gidiyor. Hanımı diyor ki:
-Vezirim, neredeydin? Bugün öğle yemeğine gelmedin. Ethem
Şah’ın oraya baktırdım, orda da yoktun.
-Aman hanım! Sorma, diyor Vezir Ahmet. Bizim bir ahdimiz var
idi. Filan mıntıkada bir bağ şeneltmiştik, oraya gitmiştik. Dar akşamı
geldik.
-Oralar nasıl bey, diyor karısı.
-Sorma hanım sorma, dünyanın cenneti…
-Bizi de götürsene oraya.
-Öbür cumaya da sizi götürürüm, Allah izin verirse. Lâkin orada
bir Dervişe rastladık, Ethem Şah’la ben. Bize iki elma verdi. Yersek
ikimizin de çocuğu olacakmış.
Bu arada Ethem Şah’ın hanımı da aynı şeyleri soruyor, o da
söylüyor. Bunlar Dervişin tavsiyesini yerine getiriyorlar. Derken
efendim Hikmet-i ilahi işte, yaşlı oldukları halde iki kadın da çocuğa
kalıyor. Dokuz ay, dokuz gün, dokuz saat, dokuz dakika tamam olunca
Ahmet Vezir’in bir oğlu, Padişahın da bir kızı oluyor. Müjdeciler gelip
haber veriyorlar. Padişah bunların müjdelerini veriyor.
Efendim, bunlar nur topu gibi… Cenab-ı Hak övmüş yaratmış.
Çocuklar yedi yaşlarına geliyorlar. Gelseler de isimleri yok. Bir gün vezir
vüzera toplanıp diyor ki:
-Padişah’ım, bu çocukların ismi yoktur; ne oğlanın ne kızın.
Bunlara bir isim koyalım. Siz göçerseniz dar-ı dünyadan, bunlar kılıç
kuşanacak. Adlarını ne diye çağıracağız?
Kimi diyor “Ali” olsun, kimi diyor “Veli” olsun. Malum ya,
insanlarda; “Benim dediğim olsun.” gibicesine bir hava var. Bir şeye karar
veremiyorlar. Tam üç gün toplanıyorlar. Üçüncü gün Derviş, yani Hızı
Aleyhisselâm yine aynen derviş kıyafetinde geliyor. “Tık tık” kapıya
vuruyor.
10

-Buyurun, deyip kapıyı açıyorlar. Padişah bakıyor ki, aynen
bahçede gördükleri derviş.
-Buyurun Derviş Baba, diyor.
Kendi makamına oturtuyor. Fakat ortalığı bir sessizlik sarıyor
Kendi kendilerine: “Ne demek ola yahu! Surdan bir derviş parçası. Ben
vezirim, öteki ikinci vezir. Ben ordu komutanıyım, o makama oturamıyorum
da, bir padişah o makama, ayağı çarıklı bir dervişi oturtuyor.” diyorlar.
Fakat onlar maziyi bilmiyorlar, tabi. O mübareğe malum her şey.
Diyor ki:
-Tatlı sohbetiniz vardı, cemaat-ı müslimîn. Neye kestiniz?
Benim gibi cahilin bir tanesi diyor ki:
-Neye kesmeyelim? Padişah’la Başvezir’in çocuklarının
ismini koyacaktık. Siz gelip başköşeye oturdunuz.
Bunlar tekrar mülahaza ediyorlar. Ali, Veli, Hasan,
Hüseyin… Padişah, durumu anlıyor. Diyor ki:
-Derviş Baba, bunlar hep nişangâhsız atıyorlar. Çocuklara
siz bir isim koyun. Derviş:
-Bir itirazı olan var mı? Kabul ediliyor mu benim
koyacağım İsimler, diyor.
-Hay hay, diyorlar. Evvel Allah sonra senin kararın.
-Hey cemaat-ı müslimîn! Gıyaben isim yumurtaya konur.
Olur mu öyle şey. Çocuklar huzura gelsin, burada isimlerini
koyalım.
Çocukları getiriyorlar ki, hakikaten ayın on dördü gibi
uşaklar. Oğlanı sağ dizine, kızı sol dizine alıyor.
-Oğlanın ismi Han Tahir, kızın ismi Han Zühre olsun.
Yalnız diyor, Padişah’ım, Vezir’im, sayın cemaat sizden bir ricam
var. Allah’ın emriyle, peygamber efendimizin sünnetiyle, İmam-ı
Azam’ın içtihatları üzere Padişah’ımız Ethem Şah’ın kızı Zühre’yi,
huzurlarınızda Tahir’e namızatlıyorum. İtirazı olan var mı?
-Hay hay hiç itirazımız yoktur, diyorlar.
11

Derviş Baba:
-Ben bir abdest alayım, diyor.
Ibrık alıp dışarı çıkıyor. Yine sırra kadem basıp gidiyor.
Herkes yiyip içip dağılıyor. Tabi bu arada törenler yapılıyor. İsimler
konuldu ya. Ahmet Vezir eve geliyor, yatıyor. Ertesi gün hanımına
diyor ki:
-Hanım! Bizim çocuk yedi yaşını bitirdi, sekizine girdi. İsmi
de konuldu. Temiz, itikatlı, güvenli bir hoca bulsak da bunu
göndersek, okusa.
Hanımın da tanıdığı güvendiği Alaaddin Hoca diye biri varmış.
Diyor ki:
-Vezirim! Falan yerdeki hocayı iyi tanıyorum. Dediğin gibi
biri. Biz bunu ona gönderelim.
-Peki.
Apar-topar hocayı getiriyorlar. Yiyip içildikten sonra diyor
ki Ahmet Vezir:
-Tahir senin taleben olacak, sen okutacaksın. Seni fazlasıyla
memnun ederim. Onu esen yelden doğan günden sakınacaksın.
-Hay hay vezirim, başüstüne.
Ertesi gün oluyor. Hocayla Tahir’i faytona bindirip
gönderiyorlar. Tahir gidiyor. O zamanlar tatiller cuma günü olurdu,
bugünkü gibi pazar günü değildi, Tahir cumadan cumaya gelecekti.
Haberi kimden verelim: Zühre’den…
Tahir, hocaya gitmeden evvel, devamlı surette köşke gelir,
Zühre’nin önünde dururdu. Birkaç gün gelmeyince Padişah’ın
dikkatini çekiyor. Birgün meclis dağılandan sonra diyor ki, abisi olan
Başvezir’e:
-Abi! Tahir üç gündür gelmiyor. Seninki oğlan, benimki kız
diye mi getirmiyorsun?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s