TAHİR İLE ZÜHRE HİKAYESİ -1

Efendim, vaktiyle Kahraman şehri diye bir şehir vardı. Bu
şehrin hükümdarı Ethem Şah, abisi Ahmet de Başvezir’di.
Bunlar çok adaletli, çok dürüst kimseler olmasına rağmen,
Cenab-ı Hak tarafından, ikisine de ne oğlan ne de kız ihsan
edilmişti, çocukları yok idi.
Birgün meclis kuruldu, toplantı yapıldı, memleketin idaresi
için ne gerekiyorsa konuşuldu. Herkes dağıldı, lâkin Vezir Ahmet
orada kaldı Vezir Ahmet, kardeşi Ethem Şah’ı dalgın gördü.
-Şahım! Ne düşünüyorsun böyle kara kara dedi.
-Sorma abi, dedi. Yaşımız ilerliyor. Dâr-ı dünyadan, dar-ı
bekaya hicret ettiğimizde, bizim bu köşkümüz, saltanatımız, tacımız
kimlere kalacak? Kılıcı kim kuşanacak. Senin de benim de ne oğlan ne
kız, hiç bir çocuğumuz yoktur.
Ahmet Vezir dedi ki:
-Kardeşim, bu Cenab-ı Hakk’ın vergisi, bizim elimizde olan bir-sey
değil. Bunun için üzülmeye değmez. Büyüklerimizden kalma bir söz var; bir
kimse bir bağ şeneltir de içinde meyvesiyle, sebzesiyle gülleriyle,
çiçekleriyle donatır, herkes bundan istifade ederse, işte o da bir nesil
sayılır. Biz böyle bir şey yapalım. Memleketimizin, toprağımızın durumuna
göre bir şeyler ekelim, dikelim… Bu da bize zürriyet sayılır.
O gün yattılar. Sabah olunca Lala’ya dediler ki:
-Tellal bağırttır. Bağ bahçe işinden anlayan bir mühendis
lâzım bize.
Tabi, emir ferman yerine geldi. Birkaç tane mühendis
müracaat etti. Bunlar, yazdılar, çizdiler… Sonunda yedi yolun çatına
bahçeyi yapmaya karar verdiler. Her memleketten, her yoldan
geçen buraya uğrayıp, buranın nimetlerinden faydalanacaktı. Öyle
bir yer bulundu, bağı şeneltmek için kazıklar çakıldı, projeler
çizildi. Herkesin gelip geçeceği bahçeyi yapıp, şenelttiler.
Aradan yedi yıl geçti. Birgün yine taht-ı hümayun dağılandan
sonra iki kardeş Ethem Şah’la Vezir Ahmet kenara çekilip
kahvelerini içti. Bunlar bahçeyi unutmuştu.
7

-Abi yahu, dedi Ethem Şah. Seninle beraber bir bahçe
şeneltmiştik. Şimdi ne durumdadır. Abad mıdır, virane midir? Şuraya
bir gidelim.
-Gidelim kardeşim.
Sabahleyin apar-topar hanımlarına haber vermeden -o
zaman böyle motorlu vasıta yoktu tabi- faytonlarla gittiler oraya.
Efendime söyleyim, vardılar ki, Allah sizi inandırsın, dünyanın
yalancı cenneti. Bülbüller ötüyor, şadraban çağırıyor, güller
kokuyor, yalan dünyanın cenneti mi cenneti. Ne meyve ararsan, ne
çiçek ararsan mevcut. Girdiler bahçeye, ekmekleri, yemekleri,
kahveleri geldi. Yediler, içtiler, namazlarını kıldılar. Yine bir
mülahazaya daldılar. “Ey Allah’ım bize bunu kısmet ettin, bu saltanatı
verdin. Şimdi surda iki çocuğumuz da olsaydı, oynayıp gülselerdi, nasıl
bahtiyar olurduk Ya Rabbi!” dediler.
O anda çile dolmuş olacak ki, Cenab-ı Hak Taala Hazretleri
tarafından. Hızır Aleyhisselâm gönderiliyor. Allah, “Git, falan
kullarımın muratlarını ver.” diyor. Hızır Aleyhisselâm, derviş
kıyafetinde geliyor. Bunlar bu mülahazada iken, kapıya “tık tık”
vuruyor.
Kapıyı açıyorlar. Bakıyorlar ki, pir-i fani, ak sakallı bir
derviş.
-Buyur Derviş Baba, diyor, Ethem Şah. Sağ koltuğuna giriyor.
Getiriyor kendi koltuğuna oturtuyor. “Merhaba, hoş-beş” ten sonra,
sükut ediyorlar. Tabi Derviş Baba biliyor, bunların muradı ne, bunlar
niye susuyor.
Diyor ki:
-Kusuruma bakmayın Padişah’ım, Vezir’im. Çok tatlı sohbet
ediyordunuz, amma ben gelince kestiniz. Söyleyin ben de bileyim.
-Derviş Baba! Senden gizli olacak bir şey yok. Cenab-ı
Allah’a duamız vardı. Ben Padişah’ım, abim de vezirim,
Başvezirim. İkimizin de çocuğu yok. Biz de böyle bir şeye azmettik, iste
görüyorsun, dünyanın cenneti. Şurada iki de çocuğumuz olsa, oynasa,
8

gülse, “Baba” dese, daha neşelenirdik, daha mutlu olurduk. Bunu
derken siz geldiniz.
-Üzülmeyin, diyor. Ben size bir tavsiyede bulunacağım.
Harfiyen uygularsanız, Cenab-ı Hak, muradınızı verir.
-Buyur, Derviş Baba, diyorlar.
Derviş, bir Besmele-i şerif çekiyor. Sağ elini sağ cebine sokuyor,
bir kırmızı elma çıkarıyor. Yuvarlıyor, Ahmet Vezir’in önüne. Ahmet
Vezir alıp kokluyor, Besmele çekip cebine koyuyor. Derviş, bir Besmele
çekiyor, sol cebine sokuyor, elini. Bir beyaz elma çıkarıyor. Onu da
Ethem Şah’ın önüne yuvarlıyor. Ethem Şah da koklayıp cebine
koyuyor. Diyor ki derviş, yani Hızır Aleyhisselâm:
-Şimdi buradan Taht-ı Umman’a vasıl olduğunuzda, harem
dairesine vardığınızda, bu elmaları soyacaksınız, hanımlarla beraber
yiyeceksiniz. Ondan sonra Cenab-ı Hak, sizin muratlarınızı
verecek. Amma hanginizin oğlu, hanginizin kızı olur onu bilemem.
Amma ikinizin de çocuğu olacak. Bir isteğim var sizden. Ben gelinceye
kadar çocukların ismini koymayacaksınız, kesinlikle.
-Hay hay Derviş Baba! Sen bize bu muradı verdin ya Allah’ın
izniyle, sen gelinceye kadar çocuğun ismini koymayacağız, diyorlar.
Derviş:
-Müsaade edin, ben bir abdest alayım, namazımızı kılalım,
diyor.
Padişah, testiyi eline veriyor. Derviş Baba, dış eşiğe çıkıyor.
Testiyi oraya koyuyor, sırra kadem basıyor. Bunlar da gözlüyor ki,
Derviş gele. Kalkıp bakıyorlar ki, kapının ağzında testi verdikleri
gibi duruyor, Derviş yok.
-Hayvah kardaş, diyor. Bu gelen Hızır idi. Biz niye dünya
muradı istedik? Ahret muradı isteseydik ne olurdu sanki? Hata
ettik, filan diyor, Vezir Ahmet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s