Homeros Odysseia – SAN: XIV – ODYSSEUS’UN EUMAİOS İLE GORUSMESİ

Bunun uzerine Odysseus da limandan ayrılıp ormanlar arasında gecen taslık patikayı tutmus, yamaca
yonelmisti: Athena’nın soylediği yere, unlu domuz cobanının katına gidiyordu; o, tanrısal Odysseus’un
mallarını, obur kullarının hepsinden daha cok korurdu.
Onu, evin onunde otururken buldu; coban orada, avlu icinde, yuksek duvarlı, her yanı yolla cevrilmis
guzel ve buyuk bir domuz ağılı yapmıstı; beyi yokken, ne hanımından ne de ihtiyar Laertes’ten yardım
istemeksizin, kendiliğinden burayı uyduruvermisti.
Cepcevre avluyu iri taslarla kapamıs, ustlerini de dikenli calılarla ortmustu; ağılın dısında, her yandan, sıra
sıra kara mese ozu kazıklar cekmisti; icinde ise domuzlar icin yanyana on iki mandıra ayırmıstı; her
birinde elli gebe domuz barınırdı, erkeklerse dısarda kalırdı; bunlar cok daha azdı, cunku tanrının belası
fodul yavukluları ağırlamak icin hep bunlar kesilirdi; coban her gun onlara en yağlısını, en iyisini
gonderirdi. Bunun icin onlardan yalnız uc yuz altmıs tane kalmıstı. Her biri kurda benzer dort kopek gece
gunduz domuzları beklerdi. Kopekleri de cobanbası Eumaios besleyip buyutmustu.
Kendi oturmus, iyi boyanmıs sığır gonunden bir cift carık bicip ayaklarına gore dikiyordu. Adamlarının
ucu, her biri bir yana dağılarak domuzları otlatmaya gitmisti; dorduncusunu ise sehre, fodul yavuklulara
tayınları olan domuzu goturmeye gondermisti; haydutlar her gun boyle birini kurban kesip etlerini
somururlerdi.
Apansız, ulugan itler Odysseus’u gorduler, havlaya havlaya ustune atıldılar. Hemen Odysseus, sakıngan
davranarak olduğu yerde oturdu, değneği de elinden dustu. Kendi ağılının onunde felaketlerin en yamanı
basına gelmek uzereydi ki, Eumaios cevik ayaklarla kosarak dıs kapıya yetisti: carık derisi elinden
dusmustu, itlere hızlı hızlı seslendi ve tas yağdırarak onları, her biri bir yana gitmek uzere dağıttı; sonra
efendisine dedi ki:
— İhtiyar, az daha, kopeklerim seni bir saldırısta paralayıverecekti, benim de adıma leke getirecektin.
Zaten tanrıların verdiği tasalar, kaygılar basımdan asıyor: Tanrısal Hanım icin omrum ah ile vah ile
gecerken baskalarına yağlı domuzlar yetistiriyorum; o ise, kim bilir hangi yad ellerde, hangi yabancı dil
konusan insanların sehir veya kırlarında, belki de ac ac dolasıp duruyor; sağ olup gunesin ısığını gorur
olsaydı bari! Ama, ihtiyar, arkam sıra gel, kulubeye girelim; sen de onun ekmeğiyle, onun sarabıyla canın
istediği kadar karnını doyurasın, sonra bana nerden geldiğini soylersin, neler cektiğini anlatırsın.
Boyle deyip, unlu domuz cobanı onden yurudu, onu kulubenin icine aldı; ustu bir yaban kecisinin sık tuylu
postu ile ortulmus calıdan cırpıdan bir sedire oturttu; burası onun kaba saba doseği idi. Cobanın bu iyi
karsılamasını goren Odysseus sevindi ve soze baslayıp soyle dedi:
— Zeus ve obur olumsuz tanrılar, sana, konuklayanım, gonlun her ne diliyorsa, versinler, beni boyle guler
yuzle karsıladığın icin.
Sen de ona, coban Eumaios, cevap vererek dedin ki:
— Konuğum, garipleri ağırlamak adetimdir, isterse kapıma gelen senden de daha yoksul olsun; cunku
garipleri, yoksulları bize Zeus gonderir; eh, ≪Yarım elma, gonul alma≫ demezler mi? Ben de elimden
geleni yapıyorum: Bilirsin ki, kullar verirken elleri titrer, hele toy efendilere hizmet ederlerse. Ah, benim
Hanım, donusune tanrıların engel olduğu Han’ım! O simdi olsaydı bana nasıl bakardı! Beni evlendirir,
barklandırırdı: ev, tarla, cok hunerli avrat verirdi; sozun kısası, tanrıların ondurduğu bir kul, uğrunda
calıstığı efendisinin yumusak yureğinden ne bekleyebilirse, hepsini verir, bağıslardı. Ama elimizden gitti.
Ah, su Helena, butun soyu sopu ile yok olaydı! Cunku o da, Agamennon’un uğrunda, Troialılarla
savasmak icin, İlion’a gidenlerdendir.
Boyle dedi ve carcabuk kaftanının ustunde kemerini bağladı; sonra mandıralara giderek orada kapalı
duran domuz yavrularından bir cift aldı, goturup boğazladı ve utuleyip etlerini doğradıktan sonra sislere
gecirdi.
Kebap kızarınca, burcu burcu dumanı cıkarken, sisleriyle beraber sofraya getirdi, etlere beyaz un ekerek
Odysseus’un onune koydu; canağının icinde bal gibi sarap kardı, konuğun karsısına gecip oturdu ve onu
yemeğe davet ederek dedi ki:
— Ye, konuğum, biz kulların payına dusen su domuz yavrusu etinden; cunku besili domuzları o sıkılmaz
yavuklular somuruyor: kimseden cekindikleri, kimseye acıdıkları yok: Mutlu tanrılar yaman isleri sevmezler
elbet; doğruluğun, toresince gorulen islerin karsılığını verirler! Haydut dusmanların en alcakları bile,
Zeus’un verdiği kuvvetle, bir yabancı memleketi capul edip dopdolu gemilerle yurtlarına donerken
yureklerinde tanrıdan belalarını bulmak korkusu vardır. Ama bizim haydutlar, suphesiz, tanrının gosterdiği
bir nisandan Han’ımızın acıklı olumunu bilmis olacaklar ki, kadınına bile yolunca istekli olmuyorlar ve
yurtlarına doneceklerine, rahat rahat oturup bizim malları yiyorlar, hic bir seyleri eksik kalmamacasına
evimizi somuruyorlar: Tanrının gunu, sabah aksam onlara kurbanlar yetistirmeli! Hem bir tane değil, iki
tane değil! Sarap kuplerini kurutuyorlar, kilerin dibine darı ekiyorlar! Han’ımızın dirliği genisti: ne karsıda,
kıyısının karaltısı gorulen karada, ne İthaka’nın uzerinde onun yasayısını suren baska hic bir er yoktu!
Yirmisi bir araya gelse malları malına denk olmazdı. Sağısını bilmek istersen iste: Ulu kara uzerinde on iki
suru sığırı, o kadar da koyunu vardır; onları kulluğuna girmis cobanlar veya konuklastığı erler guderler.
Burada, bizim İthaka’da, kecileri bulunur, hepsi on bir surudur; onlara da adanın obur ucunda ehil
cobanlar bakar; onlar da her gun oğlaklarının en tombulunu secerek yavuklulara gondermek
zorundadırlar. Ben de, gorduğun gibi, yetistirdiğim domuzların en guzelini onlara yolluyorum.
Boyle diyordu, Odysseus ise etleri atıstırıp ust uste sarap iciyor ve sessizce yavukluların ocağına nasıl incir
dikeceğini aklından geciriyordu. Yiyip icip keyfi yerine geldikten sonra, Eumaios son olarak kendi ictiği
camcağı ağzına kadar doldurup ona uzattı. Odysseus, daha sen bir gonulle masrapayı aldı ve sesini
yukselterek kanatlı sozler soyledi:
— Ey dost, kendi malından verip seni satın alan kimdi? Cok varlıklı ve cok guclu bir erdi, diyordun,
Agamennon’un uğrunda helak olduğunu da soyledin. Boyle bir kahraman idiyse, adını soyle bana; onu bir
yerde tanımıs olabilirim. Zeus ve obur olumsuz tanrılar bilir ki, onu gormussem, benden doğru haber
alırsınız; ben cok dunya gezmis adamım.
Ona karsı, hemen, cobanbası Eumaios cevap verdi:
— İhtiyar, hangi dunya dolasmıs kisi buraya gelip onun haberini getirmis olsa, artık karısını ve oğlunu
inandıramaz. Maceracılar hacetlerini elde etmek icin gelip her biri turlu yalan soyler, ağızlarından doğru
bir laf cıkmaz. Ne zaman bu serserilerden biri İthaka’ya dusse, Hanımımın yanına kosar, ona bir masal
uydurur. O da onu iyi karsılayıp konuklar, gamlı gonulle dinler ve gozlerinden yaslar dokulur, yadelde olen
kocası icin ağlamak kadınların adetidir.
Sen de, ihtiyarcık, hemen bir masal kıvırırsın, sana da entari, kaftan ve baska esvaplar versinler diye.
Halbuki onu coktan tazılar parcalamıs, veya yırtıcı kuslar etlerini kemiklerinden gagalamıs, canı teninden
ucup gitmistir; belki de, onu, denizin dibinde balıklar yemis, kemikleri bir kıyıya atılmıs, ustlerine tepe
kadar kumlar yığılmıstır. Surada veya burada olmustur ve arkasından dostlarına ve hepsinden cok bana
tukenmez kaygılar bırakmıstır: nereye gitsem ondan yureği daha yumusak bey bulamam. Anama babama
kavussam, beni buyuttukleri eve donsem avunamam; onların hepsini goresim geliyor ama hepsinden cok,
gurbette kalan Odysseus’un hasretini cekiyorum. Onun adını, yabancı, kendi yokken dahi, saygı ile
anarım; cunku beni cok severdi, yureğinde bana bir yer vermisti. O daima benim ağabeyimdir, varsın
uzaklarda olsun!
Bunun uzerine cok cekmis tanrısal Odysseus soyle dedi:
— Dostum, sen bir kere inkar yoluna sapmıssın, ≪o bir daha donmez≫ demissin; gonlunden inancın
sıyrılmıs. Oyle ise, sana masal filan anlatmıyacağım, Odysseus’un doneceğine and iceceğim;
mustuluğumu da o konağına dondukten sonra versinler; ondan once, yoksulluğum ne derece olursa
olsun, hic bir sey kabul etmem. Yoksulluk yuzunden yalan soyliyenler benim gozumde Cehennem
kapılarından daha iğrenctir. Zeus ve butun olumsuz tanrılar tanık olsun! Su nimet sofrasında and olsun!
Her sey dediğim gibi olacak: ya bu ayın sonunda ya gelecek ayın basında Odysseus yurduna donecek, ve
bu adanın ustunde karısının ve sanlı oğlunun serefine dokunanlara cezalarını verecek!
Ona karsı sen, cobanbası Eumaios, cevap vererek dedin ki:
— İhtiyar, sen benden hic bir zaman boyle mustuluk alamıyacaksın, cunku Odysseus evine donmiyecek.
Ama keyfini bozma, ic sarabını, ve baska beylerden soz acalım, cunku ne zaman biri benim aziz Han’ımın
adını ansa gonlume keder basar… Haydi simdi andı bir tarafa barakalım; Odysseus da, benim dileğim
gibi, Penelopeia’nın, ihtiyar Laertes’in, sanlı Telemakhos’un arzu ettiği gibi aramıza donsun!.. Benim simdi
en buyuk tasam Telemakhos icin, Odysseus’un sevgili oğlu icindir; soyunun bu biricik fidanını tanrılar
buyuttu: boyu bosu, gorklu yuzu onu andırıyordu. Olumsuz tanrılardan biri mi veya bir insan mı, uslu
tedbirli durup dururken, aklını celdi de, kalktı, babasından haber sorusturmak icin mubarek Pylos’a gitti;
ve bizim sımarık yavuklular donusunu gozetliyorlar, İthaka uzerinde tanrısal Arkesios Hanedanını
sondurmeği dusunuyorlar. Elimizden bir sey gelmiyor: yakalanacak mı? Kronos oğlu elini uzatıp onu
kurtaracak mı? Ama simdi, ihtiyarcık, sana gelelim; simdi sen bize oz kaygılarını anlatmalısın; yalana
dolana sapmadan soyle bana da anlıyayım: adın ne? kimlerdensin? Sehrin neresi? Anan baban kim?
Hangi gemi ile buraya geldin? Denizciler seni İthaka’ya nasıl getirip atmıslar? Nereli olmakla kıvanırlardı?
Cunku bizim adaya yayan gelmis değilsin, sanırım.
Ona karsı cok tedbirli Odysseus cevap vererek dedi ki:
— Hay hay! Butun sorduklarına dosdoğru cevap vereceğim; ama bu yemeğe, bu tatlı saraba uzun uzun
devam etsek, buradan bir yere kımıldamadan baskaları isleri gorse, tam bir yıl anlatadursam butun
cektiklerimi bitiremem.
Genis ovalı Krete uzerinde doğmakla kıvanırım. Babam cok zengin bir adamdı; nikahlı karısından, baska
oğulları vardı, bunlar, oz cocuklarıydı ve konağında buyutuyordu; bense satın alınmıs halayıktan
doğmustum; bununla beraber, bana da oz cocukları gibi bakardı, babam Hylakeusoğlu Kastor; onun
kanından olmakla kıvanc duyarım. Cunku bir zamanlar ona butun Kreteliler, basarıları, malları ve değerli
oğulları icin bir tanrı gibi saygı gosterirlerdi. Ama ecel tanrıcaları Kere’ler onu alıp Hades konaklarına
goturduler, ve sanlı oğulları mallarını, kur’a cekerek, ulestiler. Bana da bir ev ile cok kucuk bir pay
ayırdılar. Ben de, erdemimle, cok zengin bir ailenin kızıyla evlendim, cunku akılsız ve savastan kacar
adam değildim; simdi ise butun bunlar geceli cok oluyor! Ama samanına bakınca basağı anlasılır: eh, ne
care, basıma bunca felaketler geldi!..
Ares ile Athena bana yılmazlık ve bahadırlık vermislerdi; ne zaman dusmanları vurmağı aklımdan
gecirsem, pusu icin, yiğit erler secerdim; cesur yureğime, yılmaz gozlerime olum korkusu asla girmezdi;
on safta seğirtirdim, ve dusman erlerden benim kadar kosamayıp yetisebildiğim mızrağımla tepelerdim…
Savasta bu derece cesurdum, ama tarla islerini hic sevmezdim, ovulen cocukları yetistiren evcimentlikten
de hoslanmazdım; bayıldığım seyler, kurekli gemilerdi, savaslar, oklar, cilalanmıs kargılardı; baskalarını
titreten butun olum pusatları benim sevgililerimdi, bir tanrı onları aklıma getirirdi; insanlar bir olmaz,
herkesin zevk aldığı isler baska baska.
Oyle ki, Akhaioğulları Troia iline ayak basmadan once dokuz sefer yiğit erlere baskan olmus, tez
yuruyuslu gemilerimle yabancı ulkelere akın etmistim: bu talanlardan pek cok kazanclarını olurdu: her
seferde ilk once, kendime bir odul secerdim, sonra kur’a cekerek payımı alırdım. Boylece gitgide evim
barkım kutlu olmustu; Kreteliler arasında da değerim serefim arta gitmisti fakat gur sesli Zeus, bunca
kahramanının dizlerini buken su yaman seferi kararlastırınca, İlion’a gemileri iletmeğe beni ve sanlı
İdomeneus’u sectiler; sıvısmıya yol yoktu: halkın gozunde adım asağıya duserdi. Orada biz Akhai
cocukları dokuz yıl savastık, onuncu yıl Priamos’un sehrini talan ettikten sonra, gemilere binip yurdumuza
donduk. Ama bir tanrı Akhaiları darmadağın etti; ben bahtıkara icin ise kaderin sahibi Zeus nice belalar
gondermeği dusunuyordu !
Yalnız bir ay evimde barkımda kalıp coluğumla cocuğumla hos dirlik gecirdim, mallarımın hayrını gordum;
sonra kafamda bir Aigyptie Mısır seferi yeli esti: iyi yapılı gemiler donatıp celebi yarenlerimle akma cıkmak
hevesine dustum. Dokuz tekne donattım, bir yandan da tayfalar usustu. Altı gun sevgili yarenler yiyip icip
cumbus ettiler; ben bol bol kurbanlar kestiriyordum: hem tanrılara sunmak, hem de erleri toylamak icin.
Yedinci gun gemilere bindik, genis ovalı Krete’den uygun, dolu bir Boreas yeliyle acıldık, bir ırmak
uzerinde sefer eder gibi gidiyorduk; gemilerin hic birinde bir kaza cıkmadı; hepimiz, sağ esen,
yerlerimizde oturuyorduk, gemileri ruzgarla kılavuzlar iletiyordu: besinci gun guzel Aigyptos Nil ırmağına
girdik.
Oraya ulasınca sevgili yarenlere gemilerin yanında kalıp beklemelerini soyledim; kesif icin de gozetleme
yerlerine gozculer yolladım. Ama bunların gozlerini gurur burudu, guclerine guvenerek Aigyptieli Mısırlı
erlerin sen kırlarını capul ettiler, erkekleri oldurup kadınları ve kucuk cocukları surup getirdiler; hemen de
sehrin icinde vaveyla koptu. Bağrısları duyan halk, safak soker sokmez, yuruyuse gectiler; ovayı yayalar,
atlılar dolduruyor, tunc parıltıları her yanda ısıldıyordu. Yıldırımın sahibi Zeus yarenlerin yureğine fena
urkuntu getirmisti; kimsede karsı durmağa cesaret kalmamıstı; olum her yandan bizi sarmıstı.
Orada bizimkilerin bir coğunu tunc kılıcla oldurduler, kalanları da angaryalarda calıstırmak uzere
goturduler. O ara Zeus’un kendisi aklıma bir dusunce getirdi. Fakat keske orada, Aigyptie’de ecelim gelip
helak olaydım: cunku ondan sonrası beni bunca belalar bekliyormus! Hemen tulgamı basımdan cıkardım,
omuzumdaki kalkanı yere koydum, mızrağımı da elimden fırlatıp attım: oylece beyin atlarına kosup
dizlerine kapandım, onları kucaklayıp optum. Yarlıgadı, ve beni koruyup arabasına bindirdi; gozlerim yaslı,
sarayına iletti. Kalabalık mızraklarını sallayıp olumumu istiyordu: ofkeleri son derecede idi; ama bey onları
uzaklastırıyordu: garipleri koruyan Zeus’un hıncından korkuyordu, cunku tanrı daima kemlik isliyenlerin
cezasını verir.
Orada yedi yıl kalıp Aigyptieli erlerden cok mal biriktirdim, cunku hepsinin vergisi boldu. Sekizinci yıl
basınca, isi gucu yalan dolan, Foinikieli bir er geldi: insanlara cok kemliği dokunmus biriydi. Beni
Foinikie’ye iletmeğe kandırdı: onun evi barkı oradaydı. O yıl boyunca onun yanında kaldım. Gunler ve
aylar gecip yıl sonunda bahar donunce, beni acık deniz seferine cıkan bir gemi ile Libie’ye iletti. Beni
yuklerimle birlikte gemisine alabilmek icin nice yalanlar kıvırmıstı; orada beni iyi bir paha ile satmağı
dusunuyormus. Gemisine bir kusku icinde binmistim baska carem yoktu. Gemi gayet uygun bir Boreas
yeliyle tez tez gidiyordu; Krete uzerine varıyorduk ki, Zeus bizi sındırmayı kurmustu. Krete’den
uzaklasınca oyle bir zaman oldu ki, gorunurde hic bir kara yok: bir gok bir de deniz! O ara Kronos oğlu
oyulmus tekne uzerine bir kara bulut yolladı, ve onun altında deniz karardı. Zeus’un yıldırımı ile carpılan
tekne devrildi; ici dumanla doldu. Butun yarenler gemiden dısarı atıldı. O ara, gonlum gamlı iken, Zeus
karabaslı geminin uzun direğini kollarımın arasına koydu, olumden kurtulayım diye. Sarıldığım direk
uzerinde, ecel, ruzgarlarına goğus gererek dokuz gun suruklendim. Onuncu gun karanlık gece ortasında,
iri bir dalga beni yuvarlayıp Thesprotların ulkesine attı. Orada Thesprotlar Hanı Phaidon alp kurtulmalık
istemeksizin sığınmamı kabul etti: bu erin sevgili oğluna en once rastlamıstım; beni soğuktan ve
yorgunluktan bitkin bir halde gorup kılavuzum olmustu, elimden tutmus, babasının konağına iletmisti;
bana giyecek vermisti: entari de kaftan da.
İste orada Odysseus’un haberini aldım; Han, bana onu, atalar yurduna donmek uzere gecerken
konuklayıp ağırladığını soyledi. Odysseus’un biriktirmis olduğu malları da bana gosterdi: Altını, tuncu,
guclukle islenmis demiri; o kadar boldu ki, on neslin erlerini gecindirmeğe yeterdi. Hanın konağında bu
ağır pahalı mallardan bunca ve bunca vardı. Odysseus’un Dodone’ye gitmis olduğunu soyluyorlardı: yuce
Zeus Mesesinin tanrısal yapraklarından mubarek İthaka ulkesine donmek icin oğut istiyecekmis: bunca
zamandanberi gurbette kaldıktan sonra, simdi asikare olarak mı, saklanarak mı donmeliydi? Odysseus
konağından ayrılırken, Thesprotlar hanı tanrılara sacı kılarak and icmisti ki, onu sevgili atalar yurduna
ulastıracak gemi suya indirilmis, tayfalar da hazırlanmıstı. Fakat bir Thesprot gemisi buğday pazarı
Dulihion’a varmağa hazır bulunduğu icin beni daha once yola cıkarmıstı. Han adamlara beni sağ esen
Akastos hanın yanına goturmelerini de tenbih etmisti. Ama onlar akıllarıyla fena bir karar verdiler,
suphesiz beni her turlu mihnetlerin icine atmak icin. Gemi karadan acık denize acılınca bana kolelik
gunleri cektirmeyi kurdular, ustumden entari ile kaftanımı cıkardılar, ve sırtıma su pacavraları, gozlerinle
gorduğun yırtık pırtık abayı attılar. Aksama sen yuzlu İthaka iline ulasıyorduk; beni gemi sıralarının altına,
duğum duğum ustune, iyi orulmus bir iple bağladılar; sonra carcabuk deniz kıyısına inip ovunlerini aldılar.
≪Fakat tanrıların oz eli beni kolayca cozuverdi: hemen dumen, tarafından yuzukoyun denize atıldım,
kollarımla yuzerek az sonra onlardan uzak, tehlikeden sıyrılmıs bulunuyordum; ciceklenmis bir korunun en
sık yerinde karaya cıkıp comeldim; oradan kostuklarını, hızlı hızlı bağrıstıklarını isitiyordum; lakin daha
fazla vakit gecirmekten bir kazancları olmıyacağını gorup hemen oyulmus gemilerine bindiler… Tanrılar
beni kolayca saklamıslar, ve iste su kulubede ozu doğru bir adamın katına ilettiler. Daha yasamak
kısmetimde varmıs demek.
Ve sen, coban Eumaios, ona karsı dedin ki: — Ey gariplerin en mutsuzu, yureğimi derinden sızlattın bu
anlattıklarınla, basından uzun uzun gecen mihnetlerle; ama, bir nokta var ki gereğince soylemedin,
sanıyorum: Odysseus uzerine soylediklerine beni inandıramazsın. Su halinle bu bos yalanlar nene gerekti?
Efendimin donusu uzerine kendim ne biliyorsam iyi biliyorum: suphesiz o butun tanrıların hoslanmadığı
bir erdir… Beni buraya, domuzlarımın yanına cekilmis goruyorsun; sehre, ancak, akıllı Penelopeia bir
taraftan salık alıp cağırdığı zaman giderim. Hepsi sorusturmağa koyulurlar: bir boluğu gurbette kalan
hanımız icin tasalanmıs olarak, bir boluğu de mallarını pervasızca somurmekten sevinerek! Ben artık
haber sorusturmaktan ve isittiğimi nakletmekten hoslanmıyorum, yalanlar kıvırarak bir Aitollu beni
aldattığından beri: sozde bir adam oldurup yad ellerde dolasmıs durmus benim de kulubeme gelmisti;
onu sevgi ile karsılamıstım; Krete’de, İdomeneus’un katında, efendimi gorduğunu ve orada fırtınalardan
zedelenen gemilerini kalafat etmekle uğrasmakta olduğunu soyledi: onun dediğine gore Odysseus bu yaz
veya bu guz donecekti, butun mallarıyla ve tanrıya benzer yarenleriyle beraber!.. Sen de, bir tanrının
katıma gonderdiği cok cekmis ihtiyarcık! Yalanlarla beni avutmaktan vazgec, cunku bunun icin seni
ağırlıyacak veya sana sevgimi verecek değilim. Ben seni garipleri koruyan Zeus askına esirgeyip
konuklarım! Buna karsı cok tedbirli Odysseus cevap vererek dedi ki:
— Goğsunde ne kadar inanmaz bir gonul varmıs senin. And icmisken bile seni inandıramadım. Haydi oyle
ise simdi aramızda ahdedelim, Olympos’un sahipleri Tanrılar da tanık olsun: Hanın bu eve donecek
olursa, o zaman sen de bana giyecek verirsin, entari de kaftan da; beni bir de gitmek istediğim Dulihion’a
yollarsın; ama Hanın donmiyecek olursa, dediğim yalan cıkarsa, kullukcularına buyur da beni Koca
Kaya’nın ustunden atsınlar, ta ki bundan sonra baska yoksullar yalanlar uydurup aldatmağa kalkmasınlar.
Celebi domuz cobanı ona karsı soyle dedi:
— Konuğum, boyle yapmıs olsam adım sanım nice olur, bugunku insanlar gozunde ve ondan sonrakiler
katında?.. Seni ocağımda konuklayıp ağırlıyayım, sonra sana kıyıp canını alayım! Artık ondan sonra
garipleri koruyan Zeus’a yalvarmaya ne yuzum kalır? Ama iste yemek zamanı geldi, yarenler nerde ise
simdi yetisirler hep birlikte kulubede iyi bir ovun hazırlarız.
Aralarında boyle konusmakta iken, domuzlar ve cobanları ağıla geldiler. Disileri, gecelemek uzere
mandıralara surduler; kapatılan hayvanlar arasından bitmez tukenmez homurtulu sesler yukseliyordu.
Bu ara celebi domuz cobanı yarenlerine seslenip dedi ki:
— Gidip surunun en iyi domuzunu getirin, uzaktan gelen garip icin kurban keseyim; biz de keyfimizi
yerine getirelim, biz ki beyaz disli domuzları yetistirmek icin bunca emek cekeriz, baskaları ise rahat rahat
oturup yorgunluklarımızın mahsulunu somururler.
Boyle dedikten sonra keskin tunc balta ile odun yardı; obur cobanlar da cok semiz bes yasında bir domuz
getirdiler, ocağın ustunde ayakta durdurdular; bascoban tanrıları unutmuyordu, cunku aklında hep iyi
dusunceler vardı; en once beyaz disli domuzun basından kopardığı kılları alevin icine attı, ve butun
tanrılara dua etti; sonra kolunu kaldırarak, yarılmamıs bir mese odunu ile kurbanı tepeledi: ve can hemen
hayvanı terketti.
Domuzu boğazladılar, utulediler ve parca parca doğradılar. Ve Eumaios, kanlı kanlı icirikleri cıkarıp genis
bir ic yağı tabakasına sardı: ustlerine beyaz arpa unu ektikten sonra atese saldı; kalan etler doğranıp
sislere gecirildi.
Hepsi gereğince kızardıktan sonra atesten cekilen kebaplar ekmek tahtalarının ustune serildi; o ara
bascoban kalkıp payları boldu, cunku o her seyi toresince dusunurdu. Hepsini yedi pay ederek ulestirdi:
Bir payı ilk olarak andığı Zeus oğlu Hermes’e sundu, oburlerini hazır bulunanlara dağıttı; beyaz disli
domuzun kaburga kesimi ile de Odysseus’u ağırladı; ve bu serefli pay Hanın keyfini yerine getirdi.
Bu ara cok terbiyeli Odysseus soze baslayıp soyle dedi:
— Kısmet ola, Eumaios, seni Zeus ata benim sevdiğim kadar seve! Cunku beni su halde iken, en serefli
pay ile ağırladın.
Ona karsı sen, domuz cobanı Eumaios, cevap verdin:
— Ye, mutsuz konuğum, hazır bulduğun yiyeceklerden keyfini yerine getir. Bir tanrı bunları bize verir
veya bizden alır; o gunlunun dileğince isler; her sey onun elindedir.
Boyle dedi, bir yandan da bengi tanrılara kutsal payı sunuyordu; ve yanık yuzlu sarapla sacı kıldıktan
sonra dopdolu camcağı kaleler talancısı Odysseus’un elleri arasına koydu, kendi de oz payının onune
oturdu.
Bu ara Mesaulios onlerine ekmeği koymustu bu koleyi Eumaios kendi malından vererek Taphos’lulardan
satın almıstı, ve cumlesi onlerindeki hazırlanmıs yiyeceklere ellerini uzattılar.
Yiyip icip keyifleri yerine geldikten ve Mesaulios ekmeği toplayıp kaldırdıktan sonra, ete ekmeğe
tamamıyla doymus, yataklarına cekildiler.
Bu ara gece bastı: hırcın ve karanlık bir gece; sabaha kadar Zeus yağmur yağdırdı, daima su tasıyan
buyuk Zephyros da esti durdu.
Odysseus domuz cobanını sınamak istiyerek soz soyledi; sunu anlamak istiyordu: bu derece ona baktığı
gibi kepeneğini de cıkarıp verecek miydi, yoksa yarenlerden birinin kepeneğini mi istiyecekti!
— Hepiniz dinleyin, Eumaios ve arkadasları! Sizlere gecmisi anmak icin bir hikaye anlatacağım… Beni
soyleten deli saraptır, en akıllımızı turku soylemeğe, hora tepmeğe, gozleri yasarınca gulmeğe ileten,
saklayacak sozleri ağzından kacırtan odur. Ben de simdi baslamısken susmak istemiyorum… Ah, hala
gencliğim, gucum kuvvetim yerinde olaydı, Troia onunde pusu kurduğumuz bir gunde olduğu gibi.
Odysseus ile Atreusoğlu Menelaos baslarımız dı, beni de onlar ucuncu baskan olarak secmislerdi. Sehrin
altına gelince bataklık icinde, sık sazlar arasına sokulup zırhlarımızın altında buzulduk; o ara hırcın gece
bastı, dondurucu Boreas esmeğe basladı; ustumuze kar, tipi yağıyor, kalkanlarımız kırağı tutuyordu.
Benden baskalarının entarileri de kaftanları da vardı; kocaman kaftanlarıyla omuzlarına kadar ortunerek
rahat rahat yatıyorlardı. Ben, havanın bu derece bozulacağını dusunmeyerek, kaftanımı arkadaslarıma
bırakmıs bir kalkanla ve tunc kemerle yola cıkmıstım.
Gecenin son boluğunde, yıldızlar batmak uzereyken, yanımda yatmakta olan Odysseus’a dirseğimle
dokunup seslendim; o da hemen sozume kulak verdi.
— Laertesoğlu, Zeus dolu, cok tedbirli Odysseus! Boyle giderse helak olacağım: boran beni olduruyor!
cunku kaftansızım: bir iblis aklımı celip beni bir entari ile yola cıkarttı; ve simdi hic carem kalmadı!
Ben boyle deyince, o aklıyla bir yol dusundu: o daima boyle, danısmalarda tez, savaslarda cevikti. En
alcak bir sesle bana dedi ki:
Sus simdi, seni Akhailardan bir baskası isitmesin.
Sonra, dirseği uzerine dayanıp basını actı, su sozleri soyledi:
— Kulak verin, arkadaslar! Uykumda tanrısal dus gorup uyandım: Biz gemilerimizden fazlaca uzaklasmıs
bulunuyoruz; icimizden biri budunlar cobanı Atreusoğlu Agamemnon’a seğirtip haber ulastırmak gerek, ta
ki o da buyursun, gemilerden bircok er cıkıp yanımıza gelsin.
Boyle dedi; ve hemen Andremonoğlu Toos kalktı, ustunden erguvan rengi kaftanını atıp gemilerden yana
yola cıktı. Ben de onun kaftanına burunerek altın tahtlı Safak sokunceye kadar rahat uyudum…
Buna karsı sen, domuz cobanı Eumaios, soyle cevap verdin:
— Koca kisi, kusursuz bir hikaye dinlettin bize; icinde gerekmez ve faydasız tek bir kelime yok! Bunun
icin, bu gecelik, kaftandan, uzaktan gelen bir garibe verilmesi gereken hicbir seyden mahrum
kalmıyacaksın, ama, yarın sabah, gene caputlarını yamar, giyersin, cunku burada fazla kaftanlarımız,
yedek entarilerimiz yok: adam basına ancak bir tane vardır.
Boyle dedi, ve kalkıp atesin yanında koyun ve keci postlarından bir dosek hazırladı. Odysseus oraya
uzanıp yattı. Eumaios onun ustunu kaba ve kocaman bir kaftanla orttu; bunu pek soğuk kıs geceleri icin
yedek olarak saklardı. Uzanıp yatan Odysseus’un yanında Eumaios’un usakları da yattılar; fakat kendisi
domuzlardan uzak uyumak istemediğinden silahlarını alıp dısarı cıktı. Odysseus, efendisi yokken,
mallarına nasıl kaygı ile baktığını gorerek kıvandı. Eumaios, en once, guclu omuzlarına sivri kılıcını astı;
sonra ruzgardan koruyan kalın bir kepenekle ortundu; iri bir yaban kecisinin postunu da ustune attı;
kopeklere ve serserilere karsı kullanmak uzere ucu sivri lobutunu eline aldı; bu haliyle cıkıp domuzların
yattığı yere yakın, Boreas’tan kuytu, oyuk bir kayanın altında yatmağa gitti.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s