Homeros Odysseia – SAN: III – PYLOS’TA

Gunes guzel golun ustunden bastan basa tunc rengi kesilen gokte olumsuzlere ve buğday yetistiren yer yuzundeki insanlara ısık vermek icin doğarken Pylos’a Neleus’un sağlam hisarlı kalesine yetistiler.
Deniz kıyısında Pyloslular kapkara buzağıları kurban kesip yeri sarsan lacivert saclı tanrı ya sunuyorlardı.
Oturacak yerler dokuz, sıraydı, her birinde bes yuz kisi oturmustu ve her sıra onunde dokuz boğa boğazlanmıs; kendileri icirikleri yemekte, tanrı icin butları yakmakta iken İthakalıların gemisi sahile doğru ilerliyordu; tayfalar yelkenleri topladılar, denk yapılı gemiyi kureklerle yanastırdılar ve kendileri karaya
cıktılar.
Telemakhos da gemiden indi, Athena yolu gostermek uzere onden yurudu; gokgozlu tanrıca soze baslayıp ona dedi ki:
— Telemakhos, simdi artık sıkılganlığın hic luzumu yoktur; bu deniz seferine cıkman ancak babanın nerelerde kaldığını, kaderin hukmu ile basına neler geldiğini oğrenmek icindir. Haydi simdi, doğru at
terbiyecisi Nestor1un yanına git, goğsunde sakladığı dusunceyi bilelim.
Akıllı Telemakhos, ona karsı cevap verdi:
— Mentor, yanına nasıl varayım, kendisini nasıl selamlayayım? Duzgun lakırdı soylemeğe alıskınlığım yok, ve benim gibi bir genc yaslılardan bir sey sorarken sıkılıp yuzu kızarır, elbet
Athena, gokgozlu tanrıca, cevap verdi:
— Telemakhos, soyliyeceklerinin bir kısmını kendin icten dusunup bulursun bir kısmını da tanrılardan biri ilham eder cunku sanmam ki tanrıların rızası olmadan doğmus ve buyumus olasın.
Boyle diyerek Pallas Athena one gecti; hızlı adımlarla yuruyordu, o da tanrıcanın arkasından, izleri uzerinden gidiyordu; Pylos erlerinin kutsal derneğine doğru yuruyup Nestor’un oğullarıyla birlikte oturduğu sıralara kadar ilerlediler. Nestor’un adamları her yanda soleni hazırlıyor, kimi etleri kızartıyor, kimi sislere geciriyordu. Yabancıları gorur gormez, hepsi birden onlerine kostular, ellerini uzatarak onları yanlarında oturmağa davet ettiler.
İlkin Nestor oğlu Peisistratos yakın gelerek her ikisinin elini tuttu; onları sofranın onunde, babasıyla kardesi Trasymedes arasında, kum uzerine serilmis yumusak postlara oturttu; iciriklerden onlara pay ayırdı, bir altın sağrak icine sarap doldurdu; bunu fırtına koparan Zeus kızı Pallas Athena’ya sunarak soyle dedi:
— Konuk, once Poseidon hana dua et; cunku iste her ikiniz onun soleni uzerine buraya gelip cattınız; Tanrıya sarapla sacı kıl, adet nasılsa oyle dua et, sonra arkadasına da sağrağı ver, o da su bal gibi tatlı sarapla sacı kılsın; olumsuzlere o da dua eder sanırım, cunku butun insanlar hacetlerini tanrılara
arzederler. Ancak o daha genc, ben yasta gorunduğu icin altın sağrağı once sana veriyorum.
Boyle dedi ve eline tatlı sarap sağrağım verdi; Athena doğruluğu gozeten bu akıllı erden hoslanarak, hemen Poseidon hana uzun uzun dua etti.
— Duamı kabul et, ey yerin sahibi Poseidon, ve senden yalvardığımız isleri basarmamıza inayetini esirgeme. En once Nestor’a ve oğullarına san ve seref ver! Sonra butun obur Pyloslulara, unlu yuzluk kurbanları icin, iyi bir karsılık ihsan et. Telemakhos ile bana da inayet eyle: bizi tez yuruyuslu kara gemi icinde buraya getiren haceti basarıp selametle donelim.
Boyle dedi, sonra duasını gene kendi onadı; Telemakhos’a guzel iki kulplu sağrağı uzattı, Odysseus’un sevgili oğlu da onun gibi dua etti.

Sonra Pyloslular, ust etleri kebap edip atesten cıkardılar; paylara ayırıp kendilerine cektikleri nefis ziyafeti
kutladılar.
Yiyip icip istahlar yatısınca, ihtiyar at terbiyecisi Nestor onlara donerek soze basladı:
— Konuklardan kimler olduklarını sorup anlamağa en iyi zaman, tam simdiki gibi, yiyip icip keyifleri yerine
geldikten sonradır. Konuklarım, kimlersiniz? Deniz yoluyla gelisiniz nereden? Bir ticaret pesinde mi yoksa
deniz uzerinde, canlarını tehlikeye atarak baskalarının sahillerini talan etmeğe giden korsanlar gibi
hedefsiz mi dolasıyorsunuz? Akıllı Telemakhos ona donerek cesaretle dedi ki: Yureğine bu cesareti Athena
vermisti, ta ki gurbette kalan babasından salık sorustursun ve insanlar gozunde nam kazansın.
— Neleus oğlu Nestor. Akhai’ların yuz suyu, nereli olduğumuzu soruyorsun, ben de her yanıyla
anlatacağım. Biz Neion dağının eteğindeki İthakadan geliyoruz, oz isim uzerine danısmağa geldim,
budunun bir isi icin değil. Bir tarafta babamın yaygın ununden bir yankı isidir miyim diye dolasıyorum: ulu
yurekli Odysseus’tan bir haber; o, seninle birlikte Troialıların kalesini almak icin savasmıs diyorlar.
Troialılara karsı butun savas edenlerden her birinin nerede hazin olumle helak olduğunu oğrenmis
bulunuyoruz; yalnız onun kaderini Kronos oğlu gizli tutmustur; kimse onun nerede olduğunu acıkca
soylemiyor: karada dusmanları eliyle mi, yoksa denizde Amphitrite’nin dalgaları arasında mı? Bunun icin
dizlerine kapanmağa geldim, bana o hazin olumden soz acabilir misin? Kendi gozlerinle gormus musun?…
Veya yad ellerde dolasan baska birisinden bir sey isitmis misin? Anaların doğurduğu evlatların en talihsizi
imis benim babam. Hic cekinmeden, gerceği yumusatmağa calısmadan, bana acıkca anlat, gozlerinle nasıl
gormus isen.
Bunun uzerine ihtiyar at terbiyecisi Nestor dedi ki :
— Ey dost, su anda bende ne hatıralar uyanıyor! O illerde butun cektiğimiz cefalar, bizim ele avuca
sığmaz Akhai oğullarının dik kafalılığı yuzunden; o pusarık denizlerde gemilerle ettiğimiz seferler,
Akhilleus nereye emretse talan icin verilen baskınlar, Priamos hanın baskentini cevirmek icin bunca uzun
savaslar! Orada en seckinlerimiz helak oldu: Aias, o ikinci Ares, orada yatıyor! Akhilleus! orada dustu!
danısmanlıkta Tanrıların esi Patroklos orada kaldı! benim de sevgili oğlum, kosucuların ve savascıların
baskanı, yiğit cesur Antilokhos’um oradadır! Bu musibetler ve daha bircokları basımıza geldi. Butun
bunları hikaye etmeğe olumlu insanlardan kimin omru vefa eder?
≪Bes yıl, altı yıl burada kalıp tanrısal Akhaiların orada cektiklerini sen sorup ben naklededursam hepsini
oğrenmeden bıkıp usanıp ata yurduna donerdin. Tam dokuz yıl onlara sıkı sıkıya pusular kurduk, her turlu
hileler orduk, taki Kronos oğlu bize isleri rasgetire!
O zaman kimse babanla, akılda tedbirde, boy olcusemezdi; sonsuz hileleriyle herkesten ustun tanrısal
Odysseus, senin baban! Sahiden de onun oğlu musun? Fakat yuzune bakınca beni hayret alıyor! Sozlerin,
konususun tıpkı onunkine benziyor. Bu genc yasta bu kadar benzeyis inanılmaz sey!… Benimle tanrısal
Odysseus arasında asla ayrılık gayrılık olmazdı: derneklerde meclislerde, Argoslular toplanıp isleri
danısırken, gonlumuz bir, dusunduğumuz, dilediğimiz bir olurdu: ve bizim verdiğimiz oğutler cumlenin
menfaatına en uygun olurdu.
Nihayet Priamos’un sarp kalesini alıp talan ettik; iste o zaman Zeus bizim icin uğursuz bir donus tasarladı
bizim Argoslular arasında akıllı ve doğru olanlar cok değildi; bu sebepten niceleri gokgozlu tanrıcanın
gazabına uğrayarak ustlerine musibetler cekmislerdi; ulu tanrı kızı iki Atreus oğlu arasına nifak soktu;
bunlar butun Akhaiları, gereksiz ve usulsuz, gunes batarken dernek kurmağa cağırdılar; Akhai oğulları da
ickili olarak geldiler. O zaman halkı ne icin topladıklarını anlattılar: bir yandan Menelaos butun Akhaiları
hemen engin deniz sırtında sefere cıkmak hazırlığını dusunmeğe davet ediyordu. Obur yandan
Agamemnon bu fikri hic beğenmiyerek, halkı tutup kutsal yuzluk kurbanlar sunmağa luzum goruyordu.
Athena’nın korkunc gazabını yumusatmak icin. Ne cocukluk! anlamıyordu ki boyle bir seye kanmamalıydı:
hic kolay kolay tanrıların kararı değisir mi? iki han, ayakta, birbirini sert sozlerle kırdılar, ve guzel knemisli
Akhailar korkunc naralar kopararak kalktılar, iki ayrı kararla birbirlerinden ayrıldılar. O geceyi karsılıklı
kemlik dusunerek sabahladık: cunku Zeus bize yaman belalar hazırlıyordu!
Safak sokerken gemileri, tanrısal denize cekip iclerine mallarımızı ve bol kusaklı kadınları bindirdik; halkın
yarısı budunlar cobanı Atreusoğlu Agamemnon’un yanında kalmak icin direniyordu; obur yarımız gemilere
binip acıldık: hızla ilerliyorduk; bir tanrı derin ucurumlu denizin dalgalarını yatıstırdı. Tenedos’a geldik.
Orada sılaya kavusmak dileğiyle kurbanlar kesip tanrılara sunduk; ama kızgın Zeus henuz donusumuzu
aklına getirmiyordu: aramızda, gene ikinci ve korkunc bir nifak tutusturdu, iki yandan kurekli veya iki
guverteli gemilerin bir kısmı yolunu değistirdi; aydın gonullu, bin bir tedbirli Odysseus hanın reisliği
altında, Atreus oğlu Agamemnon’a yaranmak uzere ayrılıp gittiler; ben ise butun arkamdan gelen
gemilerle kactım, cunku tanrının bize kemlik dusunduğunu anlamıstım. Tydeus oğlu, bu ikinci Ares de
yarenlerini birlikte goturerek kactı; Sarı Menelaos da daha sonra bize Lesbos’ta ulastı.
Uzun seferin yolunu dusunmekte idik: Khios’un kayalarını sola alarak, onların ustunden gidip Psara
adasını mı dolasmalıydık, yoksa Khios’un altından Mimas’ın ruzgarlı kıyılarına mı yaklasmalıydık? Tanrıdan

bir alamet gostermesini diliyorduk. Bize apasikar isaret edildi ki, acık denizin ortasında Erebos uzerine
dumen kıralım, ta ki en tezden tehlikeden kacınalım. Uygun ve serin bir ruzgar da kalkıp esmekte idi,
gemilerimiz balığı cok deniz uzerinde hızlı hızlı yol alarak geceleyin Geraistos’a geldik. Burada Poseidon’a
ulu denizi asabildiğimiz icin sayısız boğa butları yakıp sunduk. Dorduncu gun Argos sahillerindeydik,
burada Tydeus oğlu, at terbiyecisi Diomedes ve yarenleri denk yapılı gemilerini karaya cektiler; ben
Pylos’a kadar ilerledim, ve bir tanrının yola cıkısımızdan beri estirdiği ruzgar yolculuğun sonuna kadar
kesilmedi. İste, sevgili cocuk, boylece memlekete geldim; baska bir sey gormedim: obur Akhailardan
hangileri kurtuldu, hangileri helak oldu, bilmiyorum. Ancak kendi konağımızda yerlesip oturmakta iken;
her ne haber almıs isem, hakkındır, hepsini oğreneceksin, hic bir sey senden gizlemiyeceğim.
Usta mızrakcı Myrmidonlar sağ esen donmus, diyorlar; bunların baskanı buyuk Akhilleus’un sanlı oğlu idi.
Paian’ın unlu oğlu Philoktedes de sağ esen dondu. İdomeneus dahi kavgadan kurtulan yarenlerini Girit’e
ulastırdı: deniz onlardan kimseyi kapmadı. Atreus oğlu Agamemnon’un, gerci uzak bulunuyorsunuz, fakat
herhalde bizim gibi siz de, donduğunu ve Aigisthos’un ona hazin bir olum hazırladığını isitmis olacaksınız.
Fakat o da acı acı cezasını buldu; arkasında bir oğul bırakana ne mutlu. Oğlu Orestes unlu babasının kan
ocunu alarak hilekar kaatili Aigisthos’u oldurdu. Sen de, dostum, goruyorum ki yakısıklı bir yiğit olup
yetismissin; cesur ol ki bir gun, torunlarından biri senin de adını hayırla ansın!≫ Akıllı Telemakhos ona
karsı dedi ki:
— Ey Neleus oğlu Nestor, Akhaiların yuzsuyu, gercek o babasının tamamıyla ocunu aldı, adı sanı Akhailar
arasında yayılacak ve geleceklere duyulacaktır. Keske bana da tanrılar boyle bir kuvvet vermis olaydı!
Taskın yavuklulara zulumlerinin, kurdukları fenalıkların cezasını verirdim; ama tanrılar bana ve babama
boyle bir mutluluk kısmet etmediler; ve simdi hepsine katlanmaktan baska carem kalmadı,
Buna ihtiyar at terbiyecisi Nestor cevap verdi:
—Ey dost, kendin soz acıp bunları andığın icin… soyluyorum: diyorlar ki anana bircok fodul yavuklu
cıkmıs, konağım somurup, senin de mahvını kuruyorlarmıs, soyle bana, bunlara istiyerek mi
katlanıyorsun, yoksa memlekette halk, bir tanrının sesine uyarak, sana dusmanlık mı gosteriyor? Kimbilir
belki bir gun, baban kendi basına veya butun Akhaiların yardımıyla yetisecek, ve hepsine taskınlıklarının
cezasını verecektir: Keske gokgozlu Athena seni de seveydi, mutlu babanı sevdiği ve ona icten ilgilendiği
gibi, Troialılar ilinde, biz Akhailar cefalar, mihnetler, cekmekte iken! Hayır, olumlu insanlardan birine
tanrıların o kadar muhabbet gosterdiklerini asla gormus değilim, senin babana acıktan acığa Pallas
Athena’nın gosterdiği muhabbet kadar… Eğer sana da boyle yurekten, kopan bir ilgi gostermek isteseydi,
onların bir coğu aklından duğunu derneği cıkarırdı.
Akıllı Telemakhos ona karsı soyle dedi:
— Sayın ihtiyar, bu soylediğinin gercekleseceğine inanamıyorum; oyle buyuk sozler soyledin ki, beni
hayret ve dehset alıyor: Boyle bir mutluluk bir turlu umidimin icine sığmıyor, tanrılar boyle istese bile!
Buna karsı Athena, Gokgozlu tanrıca, atıldı:
— Telemakhos, bu nasıl soz, dislerinin arasından kacan oyle? Bir tanrı isteyince uzaktan bile sevdiği
adamı kurtarabilir. Benim gozumde, her turlu cefaları cektikten sonra, sıla gunune erisip yurda donmek
yeğdir, seferden donup yurda gelir gelmez, Aigisthos’un ve karısının pususuna dusen Agamennon gibi,
helak olmaktansa. Gercek su da var ki, tanrılar bile sevdikleri adamdan hepimizin payı olan olumu
uzaklastıramazlar, oldurucu Ecel Moira gelip onu helak doseğine serdikten sonra.
Akıllı Telemakhos ona karsı dedi ki:
— Mentor, bundan artık bahsetmiyelim: Kaygılarımız yureğimizden tasıyor. Babam icin artık sıla yoktur,
olumsuzlerin onun icin verdikleri hukum ancak olumdur, kara Ecel’dir. Simdi baska bir soz acıp Nestor’dan
sormak isterim: Cunku o doğrulukta ve dusunuste herkesten ustundur uc nesil uzerine hukum surmus
diyorlar, oyle ki gozume bir tanrı gibi gorunuyor.
Ey Neleus oğlu Nestor, bana hakikati soyle; Atreus oğlu ulu hakan Agamemnon nasıl helak oldu?
Menelaos nerede idi? Nasıl olmus da hilekar Aigisthos ona olumu hazırlıyabilmis? Kendisinden kat kat
ustun bir eri oldurmeğe nasıl yol bulmus? Yoksa Menelaos Akhaieli’nde, Argos’ta, değil miydi? Baska
illerde mi dolasıyordu? Oburu bundan mı cesaret alarak cinayeti isledi?
Ona ihtiyar at terbiyecisi Nestor cevap verdi:
— Hay hay, cocuğum, sana butun hakikati, her seyi olduğu gibi soyliyeceğim: Ama goruyorsun ki, kendin
de anlıyorsun; ne olacaktı, eğer Menelaos donusunde Aigisthos’u konağında sağ olarak ele gecirseydi!
Lesine kara toprak icinde bile bir mezar vermiyecekti; kırlarda, sur dısında, onu kopekler ve yırtıcı kuslar
paralıyacaktı, ve hic bir Akhai kadını onun icin ağlamıyacaktı; islediği cinayet bu derece buyuktu!… Biz
orada, Troia’da, savas ustune savasla uğrasırken, o rahat rahat Argos’un at yetistiren cayırları ortasında,
Agamemnon’un karısını yumusak sozlerle bastan cıkarıyordu. Tanrısal Klytaimnestra, basta bu alcakca isi
reddediyordu; icinde yalnız iyi duygular vardı; fakat yanında bir ozan bulunuyordu ki, Atreus oğlu Troia
seferine cıkarken evinde bırakmıs ve karısına bakmağı ona havale etmisti; lakin vadesi gelip kısmet ona

kıskıvrak bağlayınca Aigisthos ozanı aldı, ıssız bir adaya surdu, orada kuslara yem olmak uzere bıraktı. O
zaman erkeğin isteğine kadın da razı oldu: Aigisthos onu kaldırıp evine goturdu. Mutlu tanrıların
sunaklarında nice butlar yaktı, adak olarak nice bezekler, islemeli kumaslar, altınlar astı; yureğinde asla
umidini beslememis olduğu buyuk basarı icin.
Troia’dan donerken, ben ve Atreus oğlu Menelaos, beraber sefer ediyorduk, hep birbirimizle dost olarak,
Suniona, Atina’nın kutsal burnuna eristiğimiz sıradaydı ki, Phoibos Apollon, en yumusak oklarıyla,
Menelaos’un kılavuzu Onetor oğlu Frontis’e hucum ederek oldurdu; o anda butun hızı ile giden geminin
dumeni elleri arasındaydı; kasırgalar icinde dumen kullanmada butun insanlar arasında esi yoktu.
Menelaos, yola devama bu kadar acelesi varken, orada tekrar mola verip adamını gereken cenaze
toreniyle gomdu; ondan sonra oymalı gemilere binip sarap yuzlu deniz uzerinde sefere cıktı; sarp Male
burnuna ulastıkları zaman uzağı goren Zeus, onları uğursuz yola atmağa karar vererek sırtlarına pusank
ve ıslıklı kasırgaları puskurdu: Dev dalgalar dağlar kadar sisip yukseliyordu. Birbirinden ayrılan gemilerin
bir coğu Krete Girit cihetine, İardanus’un iki kıyısında oturan Kydonların iline suruklendi. Gortyna’nın
ucunda, denizin sisleri icinde, sarp ve yalcın bir kaya dalgalar uzerine sarkmaktadır; burada Notos yeli ulu
dalgaları bu kayanın boğurlerine, Phaistos’tan yana, kakar durur; ve o kucuk kaya kocaman dalgalara
kafa tutar! İste burda karaya yanastılar; adamlar guclukle olumden kurtuldu, fakat carpısan dalgalarla
kayalar arasında tekneler parcalandı; ruzgarlara ve sulara kapılan bes lacivert pruvalı gemi Aigyptos’a =
Mısır’a ulastı ve Menelaos, cok altın ve mal biriktirmek icin, yabancı dil konusan illerde gemilerle sefer
edip dururken, Aigisthos kendi yurdunda ona yas hazırlıyordu: Sılasına kavusan Atreus oğlunu oldurdu,
halk da boyun eğerek arkasından yurudu. Tam yedi yıl altını cok Mykenai’de hanlık surdu; sekizinci yılda,
ona bas belası olarak, tanrısal Orestes yetisti; ve tepelediği iğrenc anayı ve alcak Aigisthos’u gomerek
Argos’lulara cenaze ziyafetini verdi. Aynı gunde gur sesli Menelaos geldi: Gemileri alabildiği kadar cok
mallar getirmisti… Simdi sana Menelaos’a kadar gitmeni oğutlerim: Cunku herkesten en son donen odur;
hem de oyle yerlerden ki, ruzgarlar bir kere gemilerin yolunu o tarafa saptırdılar mı, artık geri donmeğe
umit kalmaz; deniz icinde, o kadar uzak ki, kuslar bile, gidisgelis bir seferi bir yılda yapamaz; oyle engin,
oyle korkunc bir deniz! Sen Menelaos’un katına gitmelisin; gemini, yarenlerini beraber gotur… Karadan
gitmek istersen arabam, atlarım sana hazır; oğullarım da var ki, seni tanrısal Isparta’da Sarı Menelaos
katına iletebilirler. Kendin gorup rica edersin, sana her seyi acıkca soylesin; korkma, yalan hic soylemez,
cunku akıllı, bilge kisidir.
Nestor boyle anlatırken gunes battı, alaca karanlık bastı. O zaman Athena, Gokgozlu tanrıca dedi ki:
— İhtiyar, her seyi gereğince anlattın. Simdi, haydin kurbanlardan dilleri koparın, sarabı karıp Poseidon’a
ve obur olumsuzlere sacı kılalım; sonra yatağı dusunelim; cunku vakit geldi: Isık ufuk altında gizlendi bile;
tanrıların soleninde de olsa daha cok zaman durmak gerekmez artık cekilmeliyiz.
Zeus’un kızı boyle dedi, ve herkes hemen dediğine itaat etti. Cavuslar ellerine su dokuyor, genc
delikanlılar sarap karıp sebuları ağızlarına kadar dolduruyordu; herkese, bastan basa, dopdolu sağraklarla
sundular; dilleri atese koydular ve ayağa kalkarak tanrılara sacı kıldılar; ondan sonra kendileri de canları
istediği kadar ictiler.
O ara, Athena ve tanrı yuzlu Telemakhos kocaman karınlı gemiye donmekten soz acınca, Nestor ağırlayıcı
sozlerle onları alıkoydu:
— Zeus ve obur olumsuz tanrılar esirgesin! Yanımdan ayrılıp tez yuruyuslu gemiye gitmek ha! Beni
busbutun yoksul, evinde ortunecek ve konuklarını rahat ettirecek carsafı yorganı yok mu sandınız?
Katımda carsaflar da, guzel yorganlar da bulunur, ve ben sağ oldukca kahraman Odysseus’un oğlu
buradan cıkıp geminin guvertesinde yatmağa gidemez; ve benden sonra, konağımda oğullarımdan biri
bulundukca, catımıza gelen yabancılar konuklanacaktır.
Athena, Gokgozlu tanrıca, dedi ki:
— İyi soyluyorsun, ihtiyar dost! Telemakhos sozunu dinlemelidir, en iyisi boyledir; simdi, kendi seninle
gidip konağında gecelemelidir, ben ise kara gemiye gidip yarenlerin her biriyle konusarak gonullerini
almalıyım; onların arasında en yaslısı olmakla ovunurum; ve bu genc tayfalar sırf bir dostluk olsun diye,
hepsi de onun yasında iken, ulu gonullu Telemakhos’un arkasından gelmislerdir. Simdi ben gidip kocaman
karınlı kara gemide biraz dinleneyim, cunku yarın, safak sokerken, ulu gonullu Kavkonların katına
gideceğim; orada eski bir alacağım vardır, az bir sey de değil. Sen de yanında alıkoyduğun bu dostu
arabanla ve oğullarından biri ile yola cıkarırsın; ona atlarının en guclu ve en ceviklerini de verirsin.
Bu sozler uzerine Gokgozlu Athena bir sahin suretinde gozden kayboldu; butun Akhaiları saskınlık aldı!
Gozleriyle gorduğune sasan Nestor, Telemakhos’un elini tutup dedi ki:
— Guvenim var, ey dost, yurekli ve guclu olacaksın; bak henuz bu kadar genc iken tanrılar kılavuzun
olarak yanına geliyor; cunku bu giden Olymposta oturanlardan baskası olamaz, hem de Zeus’un kızı,
mutlu Tritogenia’nın ta kendisi olmalı: Tosun babanı butun Argoslulardan ustun o tutardı… Ey tanrıca bizi
yargıla, bize iyi ad ve san ihsan eyle: Kendime ve cocuklarıma ve sayın esime. Sana ben yasını

tamamlamıs bir duve kurban edeceğim: Genis alınlı, sapana alıstırılmamıs, kimse boyunduruğa
kosmamıs; onu ben boynuzlarını altınla kaplatarak kurban edeceğim.
Boyle deyip dua etmisti, Athena da dinleyip dileğini onamıstı. Onden giden ihtiyar at terbiyecisi Nestor,
oğullarını ve damatlarını guzel konağına iletti.
Anlı sanlı konağın buyuk divanhanesine erisince, sıralı sandalyelere ve koltuklara gecip oturdular, ihtiyar,
gelenleri ağırlamak icin emretti: En tatlı sarabını, onbir yıllığını, sebu icinde karsınlar; kahya kadın bezi
cozup kupun ağzını actıktan ve sebuda sarap karıldıktan sonra, ihtiyar han fırtına koparan Zeus’un kızı
Athena’ya sacı kılarak, uzun uzun dua etti.
Sacı toreninden sonra canları istediği kadar ictiler ve uyumak icin ayrı ayrı odalarına cekildiler, ihtiyar at
terbiyecisi Nestor, Telemakhos’u, tanrısal Odysseus’un sevgili oğlunu yatırmak icin hemen oracıkta,
yankılı dehlizde iki oymalı sedir hazırlatmıstı: Telemakhos’un yanında sanlı okcu, savascılar baskanı
Peisistratos kalıyordu: Konakta hanın henuz evlenmemis en kucuk oğlu idi. Kendi de uyumak icin yuksek
binanın obur bucağına gitti, orada karısı hatun yatağını doseğini hazırlamıstı.
Sabah sisi icinde doğan gul parmaklı safak gorunur gorunmez, yatağından fırlayan at terbiyecisi Nestor,
dısarı cıkıp yuksek konak kapısının bir yanındaki cilalı tas kursuler uzerine oturdu, bu beyaz, ve cilası
daima taze taslara vaktiyle danısmanlıkta tanrıların esi Neleus otururdu; fakat o Ecel Ker eliyle yıkılıp
Ahrete Hades vardıktan beri, buraya, ihtiyar Nestor, Akhaiların siperi, elinde hanlık asası olarak, otururdu.
Oğulları, yatak odalarından cıkarak hep beraber etrafını aldılar: Ekhephron, Stratios, Perseus, Arestos ve
tanrısal, Trasymedes; bunlardan sonra altıncı olarak kahraman Peisistratos gelmisti: Tanrı benzeri
Telemakhos’u da getirip hanın yanına oturttular.
İhtiyar at terbiyecisi Nestor soze baslayıp dedi ki:
— Cabucak, sevgili cocuklar, istediklerimi yerine getirin: Olumsuzlerden Athena’ya dua edelim: O, bana
tanrı soleninde apasikar gorundu. Haydin, hemen cocuklardan biri kıra gidip bir duve arasın,
sığırtmaclardan biri yederek getirsin; biri de kara gemiye gidip ulu gonullu Telemakhos’un butun
yarenlerini alıp gelsin, yalnız ikisi bekci kalsın.
≪Biri de altın kuyumcusu Laerkes’e gidip onu buraya cağırsın duvenin boynuzlarına altın kaplasın.
Oburleriniz hep birlikte burada kalın; halayıklara da soyleyin, anlı sanlı divanhanede solen icin sofra
hazırlığını gorsunler; burada da cepecevre koltuklar dizsinler, odun ve temiz su getirsinler.
O boyle der demez herkes buyurduklarını yerine getirmeğe kostular. Hemen yayladan inek geldi, tez
yuruyuslu denk yapılı gemiden de ulu gonullu Telemakhos’un yarenleri geldiler; Kuyumcu da, ellerinde
avadanlıklar, altını doğmeğe mahsus tunc aletler; ors, cekic ve usta elinden cıkmıs kerpeten olduğu
halde, geldi; Athena da kurban toreninde hazır bulunmak uzere geldi.
İhtiyar at terbiyecisi Nestor, altını verdi; usta kuyumcu dikkatle doverek, ineğin boynuzlarını onunla
kapladı, ta kim bu bezeği tanrıca gorup beğensin. Duveyi boynuzlarından Stratios ile tanrısal Ekhephron
tutup yediyordu. El yıkamak icin de Aretos yatak dairesinden cicekli leğen, ibrik getirdi; bir eliyle de arpa
sepetini tutuyordu. Savassever Thrasymedes, elinde keskin balta, duveyi boğazlamağa hazır, kurbanlığın
bir yanında duruyordu, Perseus ise kan canağını tutuyordu. İhtiyar at terbiyecisi Nestor torene baslıyarak
yıkandı, arpa sactı, ve Athena’ya uzun uzun dua ettikten sonra basından birkac kıl koparıp atese attı.
Cemaat dua ederek arpa sactıktan sonra, Nestor oğlu ustun yurekli Thrasymedes bir balta vurusu ile
duvenin boyun sinirlerini kesti: Hayvanın takati gevseyiverdi; ve Nestor’un kızları ve gelinleri ve sayın
karısı, Klymenos’un buyuk kızı Evrydike haykırıstılar. Bu ara erkekler, kurbanı tutup genis yollu yerden
kaldırdılar, erler baskanı Peisistratos gelip boğazladı; dalga dalga siyah kanı aktı, canı kemiklerinden
sıyrıldı. Carcabuk parcaladılar, toresince butları ayırdılar; iki yandan ic yağı ile sardılar, ve uste baskaca
kanlı etler eklediler; ihtiyar Nestor kor uzerinde bunları yakarak ates rengi saraplarla sacı kılarken gencler
de, ellerine besizli sisler alıp etrafını sardılar. Sonra, butları yakıp kızartılmıs icirikleri yediler ve kalan
kısımları ufak ufak parcalıyarak uzun sislere gecirdiler, bunları iki elle atese tutarak kebap ettiler.
Bu arada Telemakhos hamama girmisti; Neleiadlardan, Nestor’un en kucuk kızı, guzel Polykaste onu
yıkadıktan ve saf yağı ile oğduktan sonra ustune guzel bir entari ve kaftan giydirdi; hamam odasından
cıkarken boyda bosta olumsuzlere benziyordu; budunlar cobanı Nestor’un bulunduğu yere gelerek yanına
oturdu.
Ust kaba etleri kebap olduktan sonra, atesten cektiler, sofraya oturup yemeğe giristiler; kusursuz
ayvazlar altın sağraklara sarap doldurmak hizmetine bakıyordu.
Yiyip icip istihalar yatıstıktan sonra, ihtiyar at terbiyecisi Nestor soze baslayarak soyle dedi:
— Haydin, cocuklarım, Telemakhos’a yelesi guzel atlar getirin, arabayı kosun, yoluna revan olsun!
Boyle soyler soylemez, sozunu dinleyen oğulları, hemen arabaya cevik ayaklı atları kostular, bu ara kahya
kadın, ekmek, sarap, katıklar, tanrı soyundan olan hanlara layık yiyecekler getirip yukledi. Telemakhos
cok guzel arabaya bindi; yanına da erler baskanı Nestor oğlu Peisistratos cıkarak ellerine dizginleri ve

kamcıyı aldı: Kosuya baslamak icin kamcıyı bir saklattı; atlar gonulsuz olmıyarak ovaya uctular, sarp bayır
uzerindeki Pylos sehrini arkada bıraktılar.
Atlar, iki yandan yugen arasında olarak, butun gun eskin gittiler. Gunes batıyor, butun yollara golge
basıyordu ki Pheres’te Ortilokhos’un oğlu Alpheison’un torunu Diokles’in konağına yetistiler; orada
gecelediler, ev sahibi onları konuklayıp ağırladı.
Sabah sisi icinde doğan gul parmaklı Safak gorunur gorunmez atları kosup alaca boyalı arabaya bindiler,
yankılı dehlizden ve konak kapısından cıktılar, buğdayı bereketli ovaya girdiler, buradan, az sonra, yol
sona ermisti; cevik ayaklı atlar o kadar buyuk bir hızla kosuyorlardı. Gunes batıyor, butun yolları golge
basıyordu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s