GILGAMIŞ DESTANI – ONİKİNCİ TABLET

ON İKİNCİ TABLET
Gılgamış destanı 11’inci tablette sona ermiştir.

12’nci tablet ancak bir ektir. Ve destanla hiçbir ilgisi yoktur.
1’inci tabletten 11’nci tablete dek olan bölümü serbest
bir koşuktur ki, eski kaynaklardan yararlanılmış olmasına
karşın, bunlardan bağımsız olarak değiştirilip
yeni bir kalıba sokulmuştur. 12’nci tablet ise, Đsa’dan önce
yaklaşık 2000 yılında yazılmış olan Sümerce bir metnin
aslına bağlı çevirisidir ve bu tabletin çevirmeni, metinde
en küçük bir değişiklik yapmamıştır. Bu Sümerce
metnin birinci kısmının yarısı, bundan birkaç yıl önce
elimize geçmiştir. Bunun nasıl bittiğini bilmiyoruz. Olasılıkla
birkaç yüz satırdan oluşan bu Sümerce metnin
içinde, Akatlı çevirmen ancak 154 satırı çevirmiştir.
Bundan dolayı bu tablette anlatılan olaylar, bütünlüklerini
yitirmiş demektir. Görünüşe göre bu çeviri, yeraltı
dünyasının heyecanlı betimlemesi ve bu dünyanın yaşamının
anlatımından oluşmaktadır. Yeraltı dünyasının
heyecanlı betimlemesini ve bu dünyanın yaşamını şu
nedenle veriyor:

Gılgamış, gök tanrıçası Đştar’la barışmak için, ona
olağanüstü iyi ve değerli ağaçtan yapılmış bir taht sunmak
istiyor. Bu amaçla çokyaşlı ve kalın bedenli bir Huluppu
(128) ağacını devirmeye gidiyor. Bu ağacın tepesindeki
yaprakların arasında, ünlü fırtına kuşunun yuvası
bulunuyor. Kimi Sümer söylencelerinde yavrusuyla
birlikte geçen bu kuş, kartal ve aslanın bileşimi olan
bir yaratık olarak betimlenir.

Ağacın kökleri arasında, hiçbir büyünün etkileyemediği yılan yuvası bulunuyor. Ağacın gövdesindeyse Bakireler Tanrıçası Lilit’in
evi vardır. Gök Tanrıçası, sonraki Babil dininde en korkunç
bir gulyabani olan bu Lilit’e, söylencemizde ilgi
gösterip iyi davranıyor ve Lilit, Gılgamış’ın bu ağacı devirmesiyle
hemen o anda özgürlüğüne kavuşuyor:

Gılgamış, serüvenini başarıyla bitirdikten sonra,
bir ganimet olarak bu ulu ağacın hem gövdesini, hem
de dallarını Uruk’a getiriyor. Fakat yeraltı dünyasının
tanrıçası Ereşkigal, Đştar’a sunulacak bu armağanı kıskanıyor.
Ve yeraltından yeryüzüne dek bir çukur açıyor;
gerek ağacın gövdesi, gerekse dalları bu çukurdan cehenneme
düşüyor.

Đşte bu noktadan sonra 12’nci tabletimizin arkası geliyor. Sümer yazmasına göre Engidu, Gılgamış’ın arkadaşı
değil, kölesidir. Efendisinin çukurdan aşağı, cehenneme
düşen değerli ağaçlarını geri çıkarması için,
bu işe hazır bekliyor. Engidu, efendisine, göreceği hizmetle
ilgili olarak, şu sözleri söylüyor (129):

I”Ağacın bedeni hemen bugün, Nacar’ın evine bırakılmış olacaktır. Ağacın dalları Nacar’ın keseri için hazır
olacaktır. Efendim, niçin ağlıyorsun? Hemen bugün,
senin ağacın bedenini yerin altından çıkaracağım. Dalları
cehennemden yukarı getireceğim.”

“Eğer bugün yeraltı dünyasına gidersen, kutsal şeyler
önünde başını eğmemelisin. Temiz bir gömlek giymemelisin.
Yoksa hemen senin bir yabancı olduğunu anlarlar.
Mermer şişecikten alınmış güzel kokuyu sürünmemelisin.
Yoksa onlar güzel kokuyu alınca hemen çevrene
toplanırlar. Gürzünü (130) yeraltı dünyasına düşürmemelisin.
Yoksa gürzle öldürülmüş olanlar hemen çevrene
toplanırlar. Eline sopa almamalısın. Yoksa ruhlar
senden titrerler. Ayağına ayakkabı giymemelisin. Yerde
gürültü etmemelisin. Sevdiğin karını öpmemelisin. Kendisine
kin beslediğin karını dövmemelisin. Sevdiğin çocuğunu
öpmemelisin. Kendisine kin beslediğin çocuğunu
dövmemelisin. Yoksa cehennem senin için sokurtu,
homurtu yapar.”

Bu Sümerce şiirin deyiş özelliği; olayların birbirini
düzenli olarak izlememesidir. Örneğin, şimdi Engidu’nun
yeraltına gittiği anlatılıyor; ancak, birdenbire de
çıplak bir tanrıçanın betimlemesi yapılıyor. Burada betimlenen
Tanrıça Nin-Asu’dur. Bu bitkiler tanrısallığını
çok iyi tanıyoruz. Bu tanrısallık, her yerde bir tanrı olarak
görüldüğü halde, bizim destanımızda birdenbire tanrıça
olarak karşımıza çıkıyor.

Şimdi burada biz doğrudan doğruya birbirine bağlı olmayan sahneleri birbirine şöylece bağlamayı deneyeceğiz: Engidu yeraltına iner inmez, adı geçen Tanrıça Nin-Asu’nun
kutsallığına ayak basıyor. Engidu, çıplak tanrıçanın
güzelliğinden ve vücudunun parlaklığından dolayı
kendinden öyle geçiyor ki, Gılgamış’ın kendisine
verdiği bütün öğütleri unutuyor. Böylece o, yeraltı dünyasında
yakalanıyor ve Gılgamış, değerli ağacından
başka, kendisine bağlı olan kölesi Engidu’yu da yitiriyor.

II O, yatan bir kadına, yatan bir tanrıçaya, yatan Nin-Asu
Ana’ya yaklaşıyor. Onun parlak omuzları açıktı. Örtülmemişti.
Onun göğsü mermerden yapılmış yuvarlak
bir vazo gibi kırışıksız ve dümdüzdü.

III Engidu, yeraltı dünyasına gidip tanrıçayı görünce,
bu tanrısallık önünde başını eğdi. Temiz bir gömlek giydi.
Hemen onun bir yabancı olduğunu anladılar.

Mermer şişecikten alınmış güzel kokuyu süründü.
Onlar güzel kokuyu alınca hemen çevresine toplandılar.
Gürzünü yeraltı dünyasına düşürdü. Gürzle öldürülmüş
olanlar çevresine toplandılar. Eline sopa aldı. Ruhlar
ondan titrediler. Ayağına ayakkabı giydi. Yerde gürültü

etti. Sevdiği karısını öptü; kendisine kin beslediği karısını
dövdü. Sevdiği çocuğunu öptü; kendisine kin beslediği
çocuğunu dövdü. Cehennem onun için sokurtu ve
homurtu yaptı.

IV O, yatan bir kadına, yatan bir tanrıçaya, yatan Nin-Asu
Ana’ya yaklaştı. Onun parlak omuzları açıktı. Örtülmemişti.
Onun göğsü mermerden yapılmış yuvarlak
bir vazo gibi kırışıksız ve dümdüzdü (131).

VO zaman Engidu yeryüzüne çıkmak isteyince, onu ne bela getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı; onu cehennem kralının amansız bir şeytanı yakaladı. Onu, yeraltının kendisi yakaladı. O, yiğitler alanında düşüp ölmedi; onu, yeraltının kendisi öldürdü.
VI O zaman Ninsun’un oğlu, kölesi Engidu için ağladı. Ve tek başına kalkıp Enlil’in Ekur evine (132) gitti. “Enlil baba, bugün ağacımın bedeni yerin altına
düştü. Ağacımın dalları da yerin altına düştü. Bunları çıkarmak
için yerin altına inen Engidu’yu, onu, ne bela
getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı; onu, yeraltının
kendisi yakaladı. Onu, cehennem kralının amansız
bir şeytanı yakalamadı; onu, yeraltının kendisi yakaladı;
o, yiğitler alanında düşüp ölmedi; onu, yeraltının
kendisi öldürdü.”

Bunun üzerine Enlil Baba, Gılgamış’a hiçbir yanıt vermedi. Gılgamış, Sin Baba’ya başvurdu: “Sin Baba bugün ağacımın bedeni yerin altına düştü.
Bunları çıkarmak için yerin altına inen Engidu’yu,
onu, ne bela getiren ruh, ne de hastalık ifriti yakaladı;
onu, cehennem kralının amansız bir şeytanı yakalamadı;
onu, yeraltının kendisi yakaladı. O, yiğitler alanında
düşüp ölmedi; onu, yeraltının kendisi öĐdürdü:”

Bunun üzerine Sin Baba, Gılgamış’a hiçbir yanıt vermedi.
VII
Gılgamış tek başına kalkıp Ea’nın E-Apsu evine

(133) gitti: “Ea Baba, bugün ağacımın bedeni yerin altına düştü. Ağacımın dalları da yerin altına düştü. Bunları çıkarmak için yerin altına inen Engidu’yu,
onu, ne bela getiren ruh yakaladı ve ne de hastalık ifriti
yakaladı; onu, yeraltının kendisi yakaladı. Onu, cehennem
kralının amansız bir şeytanı yakalamadı; onu, yeraltının
kendisi yakaladı; o, yiğitler alanında düşüp ölmedi;
onu, yeraltının kendisi öldürdü.”

Ama, Ea Baba ona şu yanıtı verdi: “Cehennem kralı yiğit Nergal’a başvur! Ereşkigal’ın
(134) ağabeyi Kral Nergal’a başvur! Eğer cehennemin
kralı yiğit Nergal yeraltının hava deliğini açacak
olsaydı, o zaman Engidu’nun ruhu hafif bir yel gibi yerin
altından çıkardı.”

VIII (Bu yazınsal deyişe göre, şimdi Engidu’nun ruhunun gerçekten yeraltından yeryüzüne çıktığı kendiliğinden anlaşılmış oluyor.)
Bunlar birbirleriyle kucaklaştılar. Bir türlü birbirlerinden
ayrılmak istemediler. Birbirlerine anlatmaktan
usanmadılar.

“Arkadaşım (135), söyle bana! Söyle bana, yeraltında gördüklerini anlat bana!” “Söyleyemem arkadaşım! Söyleyemem! Sana yeraltı
dünyasında gördüklerimi anlatacak olursam, sen
oturup ağlamalısın. Ve ben de oturup ağlayayım. Ellemekle
zevk duyduğun benim güzel bedenimi, şimdi böcekler,
eski bir giysiyi yer gibi yiyor. Ellemekle zevk
duyduğun benim güzel başım, bir çamur teknesi gibi
toprak doludur.”

IX
Engidu, şöyle diyerek büzülüp toprağa çömeldi.
“Arkadaşım, yeraltı dünyasında şunları gördüm:
(Tablette, Engidu’nun yeraltı dünyasıyla ilgili sözlerinin

bulunduğu yer kırıktır. Söylenen bu sözler yaklaşık 30 satırdır.) X(Bu sahne, Gılgamış’ın, yer dünyasının ayrıntılarıyla ilgili olarak sorduğu soruları ve Engidu’nun buna
verdiği yanıtları içermektedir ki bu bölümün, yaklaşık
ilk 15 satırı kırıktır.)

“Sehpaya asılmış olanı gördün mü?” “Evet gördüm.
Eğer işlediği günahtan pişman olsaydı, çivinin
kopmasıyla kurtulurdu.” “Eceliyle öleni gördün mü?”
“Evet gördüm. Gece yatağında uyuyup, su, soğuk su

içiyor.” “Savaş alanında öleni gördün mü?” “Evet gördüm.
Ana ve babası onun için uğraşıyorlar. Karısı da onun
için çalışıyor.” “Cesedi kırda bırakılmış (mezara
gömülmemiş) olanı gördün mü?” “Evet, gördüm. Onun
ruhu yeraltı dünyasında uyumuyor.” “Ruhuyla
kimsenin iĐgilenmediğini (136) gördün mü?” “Hayvanlara
yedirilen tencere kazıntısı ve sokağa atılan yemek
artıkları onun besinidir.”

(Destan burada sona erdi. Destanın son tableti nasıl tutarsız başladıysa yine tutarsız olarak böyle biter.) :::::::::::::::::

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s