GILGAMIŞ DESTANI – AÇIKLAMALAR

AÇIKLAMALAR (1) “Bahri recez” Arap şiirinden Osmanlı-Türk şiirine
geçen ve divan edebiyatımızda kullanılan aruz biçimlerinden
biridir. Gılgamış destanının, binlerce yıl
önce aruzla yazıldığını duymak ilk anda garip gelebilir.
Ancak, günümüzün Ortadoğu gelenek ve göreneklerinin
pek çoğunun kökeninin Sümerlere kadar uzandığının,
kazılarda elde edilen bulguların incelenmesiyle
bilimsel olarak kanıtlandığını göz önünde tutarak, bu
açıklamayı yazan çevirmenin ya da Prof. Landsberger’in
bir bildiği olduğunu düşündük ve açıklamayı koruduk.
(Yayımlayan.)

(2) Nuh adı, Sami dillerinde kullanılır. Metinde, Nuh adı yerine Utnapiştim denmektedir. Gerek Nuh’un, gerekse Utnapiştim’in sözlük anlamları
belli değildir. Sümerler Nuh Peygambere, ZĐUD-SUDDA
diyorlardı. Bu addaki ‘ZĐ’, ‘yaşam, can, ruh’
demektir; ‘UD’, ‘zaman’, ‘SUDDA’ da, ‘uzun’ anlamına
gelir. Bu üç sözcükten oluşan ad, ‘uzun ömürlü’
demektir.

(3) Savaş ve aşk tanrıçası Đştar’ın tapınağı. (4) Pişmiş tuğla, güneşte kurumuş tuğla olan kerpiçten
daha değerliydi. Pişmiş tuğla öteki tuğlaların kaplaması
olarak kullanılırdı.

(5) Bu yedi bilge, yerin altında bulunan tatlı su okyanusunun
tanrısı Ea’nın öğrencileridir. Bunlar yeryüzüne
çıkıp insanoğluna bilim ve bilgelik öğrettiler: Çok
eski bir söylenceye göre de Sümer ülkesinin krallarıydılar.

(6) Etice yazmadaki bu yerde, Etilerin iki baştanrısından
biri göğün Güneş Tanrısı, öteki de Fırtına Tanrısıdır.
Burayı Babil mitolojisine, Babil anlayışına göre değiştirmeye
çalıştık (Prof. Landsberger).

(7) Endaze: 60 cm; karış: aşağı yukan 20 cm. (8) Bizim hep “ağılı bol Uruk” diye çevirdiğimiz
tümce, daha doğru olarak, “Koyun ağıllarının kenti olan
Uruk” diye çevrilmeliydi. “Bol ağıl” Uruk kentine göndermedir.
Bu sıfat, Uruk’un Tanrıçası olan Đştar’a adanmış
kutsal koyun sürülerini anıştırıyor.

(9) Gılgamış’ın taşıdığı yüksek krallık niteliklerinden biri olan çobanlıkla, yaptığı zulüm bağdaşmadığından, burada kendisiyle alay ediliyor.
(10) Yakınmalar doğrudan doğruya büyük tanrılara
yapılmadığından, daha küçük tanrıların aracılığına
başvuruluyor, bunların aracılığıyla yapılan yakınmaları,
ulu tanrılar dinlemiş oluyor.

(11) Büyük ana tanrıçalardan birinin adıdır. (12) Aruru, kendisinin eskiden yarattığı Gök Tanrısı
Anu’nun biçimini ruhunda canlandırıyor, sonra çamuru
yazıya atarak bir büyü yapıp, ruhunda canlandırdığı
bu biçimi gerçekleştiriyor (Prof. Landsberger).

(13) Suvat: hayvanların sürekli su içebildikleri bir su kıyısındaki, en çok da ırmak kıyısındaki düzlük yer. (14) Çok su içiyor olsa gerek (?). (15) Avcı tuzak ya da kapan kurduğuna göre, yanındaki
hayvanların, bu tuzak ya da kapana bağladığı
hayvanlar olması gerekir. Çünkü avlanacak hayvanlar ne
türdense, o tür ya da başka tür hayvanlardan biri kapanın
ve tuzağın yanına bağlanır.

(16) Biz bunu, yoğun bir cevher olan göktaşı olarak yorumluyoruz. Bu, en büyük gücün simgesidir.
(17) Tuzakları.
(18) Yabanıl hayvanları (Prof. Landsberger).
(19) Belki içtiği bol su.
(20) Çevik, yiğit, açıkgöz, yaramaz anlamlarına gelir.

Adam boynu vuran cellatla bir ilgisi bulunma olasılığı da vardır. (21) Burada “addeğişimi” (metonomasie) vardır (Prof. Landsberger). (22) “Allah’ın emri olmak” deyimi, cinsel ilişkide
bulunmak ve yatmak sözcüklerinin karşılığıdır. Halk
dilinde çok kullanıldığından bunu ötekilere yeğledim.
Özgün metinde de yasal ilişkide bulunmuşlar gibi görülmektedir.

(23) Dr. Albert Schott’un çevirisine koyduğu eski
Babil yazmasına ait 45’inci satırın, anlam bütünlüğünü bozması
nedeniyle çevirmedim. Prof. Landsberger bu satırı
çıkarmamı salık verdi..

(24) Ceylanların, geyiklerin, yağmurcaların birdenbire sıçramalarına “mertlemek” denir.
(25) Güneş Tanrısı.
(26) En yüksek tanrılar.

(27) Burada Schott’un çevirisi, özgün metne göre
değiştirilmiştir. Bu değişikliğin nedeni, burada eşcinsel
ilişkiye değinilmesidir. Çünkü olay yanıltıcıdır. Destanı
düzenleyen sanatçının anlattığı düş, sanatta gösterdiği
en büyük özelliğidir. Sanatçı, Gılgamış’a kösnül
bir düş gösteriyor; o da bu düşü, bir çocuk saflığıyla
anasına anlatıyor. Bu örge, birinci düşte, destanın yalnızca
en son yazmasında bulunuyor. Schott’un metniyse,
en son yazma olan eski Babilce metinden çevrilmiştir
(Prof. Landsberger).

(28) Gılgamış’ın anası. (29) O zamanlar insanlar güzel kokulu yağlarla bedenlerini yağlarlardı (Prof. Landsberger). (30) Ev diye çevirdiğim sözcük, iki yerde geçmektedir, anlaşılması da güçtür. (31) Burası yeterince açık değildir. Bazı dilbilimciler
bunu “ius primae noctis” (ilk gece hakkı) diye yorumluyorlarsa
da, bu yorum genellikle kabul olunmuş
değildir.

(32) Çocuk doğduktan sonra, göbeğinin bağı üzerinde fal bakılmış olsa gerek.
(33) Gılgamış’ın.
(34) Yerli olmayıp Sümer panteonuna sonradan girmiş

bir tanrıça. (35) Gılgamış’ın Đşhara ile evlenme hazırlığı akla geliyor. (36) Yabanıl inek görünümünde bir tanrıçadır (Prof. Landsberger). (37) Yelmek, heves etmek anlamına gelir. Bazan bağlanma, kapılanma anlamında da kullanılır.(ÇN)
(38) Hafif uyumak, şekerleme yapmak. (ÇN)
(39) Bu satır anlaşılmıyor (Prof. Landsberger).
(40) Gılgamış’ın Engidu’ya söyledikleri, ne yazık

ki kaybolmuştur. (41) Uruk, Fırat kıyısında olduğundan böyle bir dilekte
bulunulmuştur.
(42) Faldan, işin uğursuz gideceği anlaşılıyor.
(43) Eski Elam devletine ait bir yer. Bugünkü Batı

Đran’da.
(44) Düşte bildirsin.
(45) Gılgamış’ın koruyucu tanrısı (Prof. Landsberger).
(46) Su taşımağa yarar tulum (ÇN).
(47) Yaşlılardan (Çeviren).
(48) Emanet etmek anlamında.(ÇN)
(49) Anlaşılmaz bir sözcük.
(50) Güneş tanrısına su sunmak için.
(51) Kalk, fırla, sıçra demek.(ÇN)
(52) Đrnina, Đştar’la (Babillilerin Venüs’ü) ilgili bir

yakarıda Đştar’la bir tutuluyor ve kendisine şöyle sesleniliyor:
“Sen en güçlüsün, Đgigilerin (yeryüzü tanrılarının)
en büyüğü, sen kraliçesin. Kükreyen aslan, kızgın
vahşi boğanın… (Sin’in Tanrısı) güçlü kızı, sana karşı
duracak kimse yoktur.” Buna göre, Đrnina, gezegenlerin
tanrıçası Venüs’tür (Schott).

(53) Gılgamış’ın. (54) Demek, tehlike atlatana su içirmek göreneği o zaman da varmış. (55) Un, ruhların yerin altından çıkıp düş göstermeleri için serpilir. Bu ruhlar düşte görünürler. (56) Gılgamış, dağların yamaçlarında biten ve yeğin
yellerin etkisiyle devrilip iki kat olan buğdaylara
benzetiliyor. Bir buğday eğildiği zaman başağı nasıl köküne
kadar dayanırsa Gılgamış’ın o anda büzülerek uyuduğunu

anlatıyor (ÇN).
(57) Cinsel anlamda.
(58) Belki arabanın bir süsü.
(59) Katran ağacı güzel kokar (ÇN).
(60) Bu dört satır tam olmadığı için çeviride atlanmıştır.
(61) Yeşb de denen sert ve değerli bir taş (ÇN).
(62) Đştar’ın sevgilisi olan Tammuz, yazın ölen bitkilerle

birlikte cehenneme gider; bütün ülkede bunun
için yas törenleri yapılır. Đştar iki ay sonra, onu cehennemden çıkarıp yeryüzüne getirir.
(63) Yani “Kanadım” diyor (Prof. Landsberger).
(64) Burada ne olduğu anlaşılmayan bir yemekten

söz edilmektedir. Belki Đştar’ın çobana önerdiği aşk eğlenceleri de kaba bir biçimde anıştırılmış olabilir. (65) Çobanın damak tadı olmadığından, Đştar’ın
sofrasındaki yemekleri beğenmeyip anasının yemeklerini
arıyor (ÇN).

(66) Hurma bahçelerinde yaşayan ve hurmalara zarar veren adı bilinmedik bir hayvana döndürmüştür. (67) Đçi boş, özsüz buğdaya “kavuz” denir. “Kavuz yılları” sözüyle de kıtlık yılları anlatılıyor (ÇN).
(68) Hayvanların ciğer, barsak, işkembe gibi iç organları.
(69) Herkesin koruyucu bir tanrısı vardı (ÇN).
(70) Schott, burada yalnızca Boğazköy’de ele geçen

metne göre “senin” diyeceği yerde “benim” diye bir değişiklik yapmıştır. Bunun için de şu iki nedeni ileri sürmektedir:
1. Gılgamış’ın, Humbaba’nın üzerine yaptığı sefere
Şamaş neden olmuştur, diyor. Halbuki Şamaş’ın bu
sefere neden olduğunu ben, ozanımızda göremiyorum.
Gılgamış bu sefere gitmeye kendi karar vermiştir. Ancak
Şamaş, seferde Gılgamış’ı korumuştur.

2. Schott, Enlil’in Humbaba’yı ormana bekçi olarak
koyduğunu ve onun ölümüne neden olduğunu ileri
sürüyor. Buna verilecek yanıt şu olabilir: Kutsal katran
devrildikten sonra, bekçiye gerek yoktur. Hem Gılgamış,
katranların kerestesinden Şamaş için değil, Enlil için bir
kapı yaptırmıştır. Sanatlı olarak yapılan bu kapı, Gılgamış’ın
Enlil’e karşı duyduğu minnet duygusunun bir
anlatımıdır (Prof. Landsberger).

(71) Açık olarak anlaşılamayan bu satırlarda, sözü
edilen kapıya bir anıştırmada bulunulmuştur. Bu kapı seferin
ganimetidir. Ve Enlil’e yapılacak bir sunudur. Sefer de
bu ruh coşkunluğu içinde yapılmıştır. Halbuki Enlil
için katlanılan bunca özveriye, güçlüğe ve yorgunluğa
karşı Enlil değerbilmezlik gösteriyor. Đşte bu yüzden
Engidu hırsından patlıyor, ama doğrudan doğruya tanrıya
dil uzatamayıp hırsını bir çocuk gibi kapıdan ve bu
dramda ancak bir uşak rolü oynayan fahişeden alıyor
(Prof. Landsberger).

(72) Engidu’nun sözleri belki sıtma sabuklamasıyla
söylenmiştir. Ancak bu sözler bir düşe özgü değildir.
Tersine Engidu, büyük bir güçlük ve yorgunluk içerisinde,

taşınması güç olan bir tür keresteyi, Tanrı Enlil’e bir
sunuda bulunmak üzere yurda dek sürüklüyor. Bütün bu
sefere atılması ve öfkesini kapıya karşı göstermesi en
doğal davranıştır (Prof. Landsberger).

(73) Burada söz konusu olan ağaç değil, kapıdır. Kapının yüksekliği 12 metreden artıktır (Prof. Landsberger). (74) Orospunun kösnül davranışlarının, başına bela olmasını diliyor (ÇN).
(75) Yeraltı Tanrıçasının adlarından biridir.
(76) Đnsanlar öldükten sonra toprak ve sonuç olarak

toz oldukları için, burası, yani mezar, “tozun evi” diye anlatılmıştır. (77) Tanrıların sürekli olarak ilgisini gören en yüksek rahip sınıfı belirtiliyor. (78) Etana, insanlarla hayvanların bir arada yaşadığı en eski zamanda, çobanlara krallık etmiştir.
(79) Sürü ve çobanların tanrısı (Prof. Landsberg).
(80) Seni elimden aldı demek istiyor.
(81) Yaban eşeği pek cinbaş olduğundan avlanması

güçtür ve tek başına dolaşmaktadır (ÇN). (82) Katır, dağda kolaylıkla gezebilen bir hayvandır.
Anlaşılan Engidu, becerili bir dağcı ve becerili bir
yaban eşeği avcısı olduğu için, katıra benzetilmiştir
(ÇN).

(83) Bir tür ağaç (ÇN). (84) Bu aslan olayı, geriye kalan ve yok denebilecek
kadar silik olan izlerden çıkarılmıştır, bununla birlikte
tamamladığımız, bu kırık ve belirsiz yer, son zamanlarda
ele geçen Etice yazılmış bir metin parçasıyla
doğrulanmış görünüyor.

(85) Gılgamış’ın düşü burada bitmiş gibi görünüyor.
(86) Đkizler dağı.
(87) Maşu dağı çatal biçimindedir. Güneş bu çatalın

arasından çıkıyor (Prof. Landsberger).
(88) Dağlarda bulunan iki yanı dar ve yüksek yarmalar (ÇN).
(89) Gılgamış, karanlık boğazdan geçerken güneşle

karşılaşmamak için adımlarını sıklaştırıyordu. (90) Üzüm salkımı gibi akikler.
(91) Bir tanrıça olan bu Sakiye, mitolojik bir kişidir; günlük dönüşü sırasında, yorgunluğuna karşı güneşe taze bir içki sunar (Prof. Landsberger).
(92) Öldü (Prof. Landsberger). (93) Sim, im ve belirti anlamlarına gelir. Bu sözcüğü bir Türkmen’den duymuştum (ÇN). (94) Taştankilerin ne oldukları belli değildir; ancak,
metnin bağlamından bunların kürekçi oldukları çıkarılabilir.
Çünkü ölüm suyunun damlası bir insana sıçrayınca,
o insanı öldürüyor. Dolayısıyla, böylesine tehlikeli
suyu geçmek için belki taştan kürekçiler kullanılmıştır
(Prof. Landsberger).

(95) Küreğin suya giren enli bölümü. Destan dönemlerinde
bu aynaların türlü biçimlerde yapıldıklarını,
ele geçen resim ve kabartmalardan anlıyoruz. Nuh’un
gemisinin kullandığı küreklerin aynasının da meme biçiminde
olduğunu, bu destandan öğreniyoruz (ÇN).

(96) Gılgamış, Utnapiştim’i tanımıyor; karşılaştığını başka biri sanıyor (Prof. Landsberger). (97) Bu, dünyanın geçici olduğuna bir örnektir. Bir aile ve bir mal kuruluyor, bunlar sonuçta yok oluyor. (98) Dünyanın gelip geçici oluşu, ırmağın akışıyla karşılaştırılmak istenmiyor. (99) Đlerde de göreceğimiz gibi, Utnapiştim’e ayrıcalıklı
davranıp ona sonsuz dinçliği verdiler; ancak o
zamandan beri, tanrıların bu ilgisini bir daha kimse kazanamadı.

(100) Anunnaki: Gök tanrılarının tersine olarak yeraltı tanrılarıdır. (Prof. Landsberger). (101) And: Değişmeyen yazgının simgesidir. Her
kim günah işlerse, içtiği andı bozmuş olur. Đnsanlar günahlı
olduklarına göre, yazgıları değişir demektir (Prof. Landsberger).

(102) Nuh Peygamber, dağların, denizlerin ve ölüm suyunun arkasında bulunduğu için, kendisi böyle niteleniyor. (ÇN). (103) Şurippak, Uruk’un yaklaşık 30 km. kuzeybatısında, bugün Fara denen bir örendir (ÇN). (104) Ozan burada, bir masal örgesinden yararlanmıştır. Yelden sallanan kamışlar, sesi insanlara iletiyor. (105) Ubar-Turu: Babillilerin geleneğine göre,
18000 yıl saltanat süren Tutan’dan önceki son söylencesel
kraldır (Prof. Landsberger).

(106) Nuh Peygamber’i çağırıyor. Tanrılar toplantısında verilen kararı, gevezelik edip Nuh’un kulağına iletiyor (ÇN). (107) Apsu: yerin altındaki tatlı su okyanusudur; aynı
zamanda yerin üstündeki yağmur suyunun da havuzudur.
Ea, hem bu havuzun ve hem de bu okyanusun beyidir
(Prof. Landsberger).

(108) 3528 metre kare.
(109) Kamış: bir ölçüdür; yaklaşık üç metre uzunluğundadır.
(110) Geminin bu parçasının ne olduğu açık olarak

anlaşılmıyor; “su kazıkları” diye sözcük sözcüğe çevirdik. (111) Bu ölçünün ne olduğu belirtilmiyor (Prof. Landsberger). (112) Susam yağıdır. Bu yağla güzel börek kızartılır.
Nitekim Nuh peygamber de bununla peksimet kızarttırmış
olduğunu söylüyor (ÇN).

(113) Fırtına Tanrısı. (114) Şullat ve Haniş: Fırtına Tanrısı’nın yanında olan iki küçük tanrı. (115) Đra: savaşı ve hastalığı insanların başına saran bir tanrıdır (Prof. Landsberger). (116) Korkularından (Çeviren). (117) Nissir Dağı: Bugünkü Irak ve Đran sınırında,
Rumiye Gölü’nün güneyinde bulunan yüksek dağlardan
biri olsa gerekir. Bu yazma, Đsrailoğulları yazmasından
ayrılıyor. Đsrailoğulları yazmasına göre, Nuh’un gemisi,
Ağrı Dağı’nın üstüne oturmuştur (Prof. Landsberger).

(118) Keli: Suların, bataklıkların, çamurlu tarlaların ortasındaki kuru yerlere dendiği gibi, su altı olmayan dik tarlalara da “keli tarla” denir (ÇN).
(119) Ea, insanlara kızıp tufan yapan Enlil’e, bu seslenişiyle
adalet yolunu salık veriyor. Herkesi suçuna göre
cezalandırmayı anımsatıyor. Ve yaptığı tufanla gösterdiği
adaletsizliği Enlil’in yüzüne vuruyor.

(120) Akatçası “Atrahasis” olan sözcüğü böyle çevirdik. Bu sözcük, Nuh Peygamber’in sanlarından biridir. (121) Uyumak için çömeliyor ve böylece kendi kendini
zorluyor; ancak, uyku sis gibi soluğunu ona karşı
üflüyor ve uyku, onu soluğuyla boğarak yeniyor (Prof.
Landsberger).

(122) Ekmek sahnesinin anlamı şudur: Utnapiştim,
taşıdığı kan dolayısıyla yarı-tanrı olan Gılgamış’ı, tanrılık
niteliğini göstermesi için, sınava çekiyor. Bu sınav,

Gılgamış’ın bir hafta uykusuz kalmasıdır. Gılgamış,
uyumamak için oturmayıp çömeliyor. Fakat son derece
yorgun olduğundan, hemen uykuya dalıyor. Utnapiştim’in
karısı uyuyan Gılgamış’ın sınavı başaramadığını
görünce, kocasına onu uyandırıp ülkesine geri göndermeyi
salık veriyor. Ancak Utnapiştim, onun da her
insan gibi kötü huylu olduğundan, uyuduğunu yadsıyarak
sonunda bir kavga çıkarmasından çekiniyor ve Gılgamış’ın
ne kadar uyuduğunu kendisine göstermek amacıyla
ortaya bir kanıt koymak istiyor. Đşte bundan ötürü,
konuğun günlük ekmek payı, uyumasına karşın pişirilip
başucuna konuyor. Ve konukevlerinde hep yapıldığı
gibi, hesabı da duvara çiziliyor.

Gılgamış, kendisine yüklenen bütün görev günlerini
uykusuz geçireceği yerde, baştan sona uykuyla geçirdikten
sonra, Utnapiştim onu uyandırıyor. Utnapiştim’in
önceden kestirdiği gibi, Gılgamış gerçekten uyuduğunu
yadsıyor; ama, başucuna konan ekmeklerin geçirmiş
olduğu değişimler ve çizilen çizgilerle, uyuduğu
hemen anlaşılıyor. Bunun üzerine, yaşamı aramaktan
vazgeçerek umutsuzluğa kapılıp talihinden yakınıyor
(Prof. Landsberger).

(123) Gılgamış’ın acıklı durumu, Nuh Peygamber’i
üzdüğünden, gemicisi Urşanabi’ye yukarıdaki gibi ileniyor.
Çünkü gemicisi Gılgamış’a yol göstermekle onu
başına bela ediyor.

(124) Nuh Peygamber, Gılgamış’ın kılığını düzelttikten
sonra ülkesine yollamak istediğinden, gemicisine
böyle bir buyruk veriyor (ÇN).

(125) Nuh Peygamber’in karısı, binbir güçlükle
sonsuz yaşamı aramak için kocasının yanına gelen ve
kocası tarafından sırtına güzel bir giysi giydirilip yine
ülkesine geri yollanan Gılgamış’a acıyor ve kocasına
böyle sorduktan sonra Gılgamış’ı geri çağırtıyor.

(126) Yılan; suyun, yaşamın ve sağlığın tanrısı olan
Ningişzida’nın simgesidir. Yılanın çok yaşayan bir hayvan
olması bu otu yemiş olmasına yorulur.

(127) Yer aslanı: Yılanın başka bir adıdır (Prof. Landsberger). (128) Bu ağaçtan, özellikle araba dingili yapılırdı. Nasıl bir ağaç olduğu pek belli değildir (Prof. Landsberger) (129) Numaralarla gösterilen bölümleme, metnin
kıtalara ayrılmış olduğunu göstermektedir. Bu kıta bölümlemesi,
genellikle Akat şiirine yabancıdır. Buna karşılık,
Sümer koşuğunun bir özelliğidir. Sümerce kıtalar,
denebilir ki, ayrı ayrı sahneler halinde hazırlanmış olurlar.
Her sahne tam bir birlik oluşturur. Ancak, kıtaların
bölümlemesiyle ilgili olayların akışı, kimi zaman kesilir.
Yani olayların arasındaki bağlar, çok kez gözardı
edilmiş olur. (130) Bu uygun bir çeviri değildir. Doğrusu, günümüzde
ilkellerin kullandığı “bumerang”a benzeyen,
ağaçtan yapılmış bir “atma” silahıdır (Prof. Landsberger).

(131) Okurun da dikkatini çekmiş olduğu gibi, burada
II. kıta sözcüğü sözcüğüne yineleniyor. Bunun anlamı
ve sanatçının bundan amacı, şöyle açıklanabilir:
Engidu’nun yazgısının değişmesi, yani onun ruhlara katılması,
bir yıldırım hızıyla oluyor. Sanki, hiçbir şey olmamış
gibi, yeraltı dünyasında alışılan durum sürüyor
ve yine, hiçbir şey olmamış gibi, Tanrıça Nin-Asu kendi
tanrısal dinginliğini koruyor. Đşte böylece, insanın
ölümlülüğü tanrıların değişmeyen ölümsüzlüğüyle bir
karşıtlık oluşturuyor (Prof. Landsberger).

(132) Dağ evi.
(133) Yeraltındaki tatlı su okyanusu (Prof. Landsberger).
( 134) Doğru bir metin onarımı değildir.

(135) Akatça yazmada görüldüğü gibi, Engidu burada
birdenbire Gılgamış’ın arkadaşı oluyor. Bu bölümün
Sümerce özgün metni elimizde olmadığından, değişikliğin
nasıl ortaya çıktığını bilemiyoruz. Acaba bu
değişiklik Sümerce özgün metinde mi vardı; yoksa
Akatlı yazar, her şeye karşın burada, metin üzerinde kesin
bir değişiklik mi yaptı? Đşte, söylediğimiz gibi, bunu
anlayamıyoruz (Prof. Landsberger).

(136) Ruhuyla ilgilenilmeyen kimsenin ölüsü: Kalıtçılarınca, ruhu için adak adanmayan bir ölü demektir (ÇN). :::::::::::::::::

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s