GILGAMIŞ DESTANI – ONUNCU TABLET

ONUNCU TABLET

Sakiye Siduri (91), denizin ıssız bir köşesine yerleşmiştir.O tahtında oturuyor. Sakiye için ağaçtan ayaklaryapılmıştır. Bu ayaklar üzerine altından yapılmış şırafıçıları konmuştur. Tanrıça sık bir duvak örtünmüştür.Yüzü görünmemektedir.Gılgamış koşup onun yanına geldi. Kirle örtülüdür.Bir posta bürünmüştür. Bedeninde tanrı eti vardır. Gönlüüzgündü. Yüzü uzun yolculuk yapan bir yolcunun yüzünebenziyordu.Sakiye, onu uzaktan görünce içinden düşünerekkendi kendisine şöyle söylendi:”Her halde bu adam bir yabanıl hayvan öldürücüsüdür;ama yolu neden buraya düştü?”
Sakiye onu görünce, kapıyı dışardan ve içerden sürgüledi.Ancak Gılgamış onun ne yaptığına iyice dikkatetti. O, çenesini kaldırıp bağırmaya başladı. Gılgamışona, Sakiye’ye seslendi:”Sakiye, ne gördün de kapını sürgüledin? Kapınısürgüleyip, sürgü üstüne sürgü vurdun. Senin iç kapınıdöverim ve sürgüsünü kırarım!”(Bundan sonraki boşlukta, olasıdır ki, Şamaş’ıngünlük dönüşü sırasında Sakiye Siduri’ye uğradığı zamanSiduri’nin Gılgamış hakkında Şamaş’a verdiği bilgianlatılmıştır).”O, yabanıl hayvanları avlayıp postlarını giyiyor veetlerini yiyor. Gılgamış şimdiye dek hiç kimsenin varamadığıhedefe ne zaman varacaktır? Ne zaman uygunyeli izleyecektir?”Şamaş düş kırıklığına uğrayarak ona dönüp, Gılgamış’adedi: “Gılgamış, nereye koşuyorsun? Sen aradığınyaşamı bulamayacaksın!”Gılgamış ona, yiğit Şamaş’a dedi:”Kırlarda şuraya buraya koştuktan ve dolaştıktansonra, yerin altında başımı dayayıp bütün yıl uyuyacakmıyım? Hayır! Gözlerim güneşi görmek istiyor. Kendimigüneşin aydınlığına kandırmak istiyorum. Benimiçin karanlık, aydınlık kadar uzaktır. Fakat ölüm, ne zamangüneşin ışığını görebilmiştir?(Bundan sonraki boşlukta, Şamaş’ın Gılgamış’aavutucu bir yanıt verip vermediği pek belli değildir: Buarada Şamaş gittikten sonra Gılgamış, Sakiye Siduri’yleyine başbaşa kalmıştır).Gılgamış ona, Sakiye’ye dedi:”Ben gökyüzünden aşağıya inen boğayı yakalayıpyok ettim. Ben katran ormanının bekçisini vurdum. Katranormanında oturan Humbaba’yı öldürdüm. Dağlarıngeçidindeki aslanları öldürdüm.”Sakiye ona, Gılgamış’a dedi:”Eğer sen bekçiyi vuran, katran ormanında oturanHumbaba’yı öldüren, dağların geçidindeki aslanları öldüren,gökyüzünden aşağı inen boğayı yakalayıp yok edenGılgamış’san ne diye yanakların erimiş? Ne diye yüzünçarpılmış? Ne diye gönlün hoş değil? Ne diye yüzünarıklamış? Ne diye gönlünde üzünç var? Ne diye yüzünuzun yolculuk yapan bir yolcunun yüzüne dönmüş?Ne diye yüzün ayazdan ve güneşin sıcağından çökmüş?Ne diye krallığı unutup kırlarda dolaşıyorsun?”Gılgamış ona, Sakiye’ye dedi:
“Benimle birlikte bütün güçlüklere katlanan, aşırısevdiğim arkadaşım, benimle birlikte bütün güçlüklerekatlanan, aşırı sevdiğim Engidu, insanlığın yazgısınakavuştu (92).Onun için gece ve gündüz ağladım. Onun gömülmesinerazı olmadım. Acaba arkadaşım sesime uyanacak mıdiye. Yedi gün yedi gece böyle yaptım. Burnundankurtlar düşünceye kadar. O, oraya gitti gideli yaşamıbulamadım. Bir haydut gibi kırların ortasında dolaşıyorum.Sakiye, şimdi senin yüzüne bakıyorum. Sonsuzderdim olan ölümü görmeyim diye!”Sakiye ona, Gılgamış’a dedi:”Gılgamış nereye koşuyorsun? Sen aradığın yaşamıbulamayacaksın. Tanrılar insanları yarattığı zaman,onlar insanlara ölümü verip yaşamı kendi ellerinde tuttular.Ey Gılgamış! Karnın dolu olsun, gece gündüz kendinieğlendir! Her gün bir şenlik yap! Gece gündüz horatepip oyna! Üstün temiz olsun. Başın yıkansın. Suylayıkanmış ol! Elindeki küçüğe bak. Karın kucağındagününü görsün!”(Küçük boşluk).Gılgamış ona, Sakiye’ye dedi:”Şimdi, Sakiye, Utnapiştim’e giden yol hangisidir?Haydi bana onun simini (93) ver! Bana simi versene!Olursa denizi aşayım; olmazsa kırdan geçip gideyim!Sakiye ona, Gılgamış’a dedi:”Gılgamış, şimdiye dek böyle bir geçit yoktu. Eskidenberi denizi hiç kimse aşmamıştır. Denizi aşan yalnızcayiğit Şamaş’tır. Şamaş’tan başka, öte geçeye kimgider? Geçiş güçtür. Deniz yolu çetindir. Bundan başkaorada ölüm suyu da vardır. Bu, denizin önünü kapar! Gılgamış,şimdi denizi aşsan bile, ölüm suyuna varsan bile,yine ne yapacaksın? Gılgamış orada bir Urşanabivar. O, Utnapiştim’in gemicisidir. Onunla birlikte Taştankiler(94) var. Urşanabi, orman içindeki kertenkeleyitoplar. Onu sen kendin bulmalısın. Olursa onunla birlikteaş; olmazsa geri dön!”Gılgamış bunu duyar duymaz, satırını kaldırıp kolunaastı ve kemerine takılı kılıcını kınından sıyırıp ormanıniçine dalarak, Taştankilerin yanına indi ve bir okgibi onların arasına düştü.(Belki küçük bir boşluk)O hırsla onları darmadağın etti. Bu sırada Urşanabigeri dönüp Gılgamış’ın tepesine dikildi ve onun gözlerinebaktı. Urşanabi ona, Gılgamış’a dedi:
“Söyle bakalım senin adın nedir? Ben uzaktaki Utnapiştim’inkölesiyim!”Gılgamış ona, Urşanabi’ye dedi:”Benim adım Gılgamış’tır. Ben, Anu’nun evi olanUruk’tan gelenim. Ben, dağlarda iz güdenim. Uzun biryoldan, güneşin çıktığı yoldan gelenim. Urşanabi, şimdiseninle yüz yüzeyim. Bana uzaktaki Utnapiştim’igöster!”Urşanabi ona, Gılgamış’a dedi:”Ne diye yanakların erimiş? Ne diye yüzün çarpılmış?Ne diye gönlün hoş değil? Ne diye yüzün arıklamış?Ne diye gönlün üzgün? Ne diye yüzün uzun yolculukyapan bir yolcunun yüzüne dönmüş? Ne diye yüzünayazdan ve güneşin sıcağından çökmüş? Ne diyekrallığı unutup kırlara düşüyorsun?”Gılgamış ona, gemici Urşanabi’ye dedi:”Urşanabi, yanaklarım erimesin mi, yüzüm çarpılmasın mı,gönlüm üzgün olmasın mı, yüzüm uzun yolculukyapan bir yolcunun yüzüne dönmesin mi, yüzümayazdan ve güneşin sıcağından çökmesin mi, krallığıunutup kırlara düşmeyim mi?Benim dostum, dağlarda tek başına gezen yabaneşeğini kovalayan katırcığım! Ey çölün parsı! DostumEngidu! Yoldaşım! Dağlarda tek başına dolaşan yabaneşeğini kovalayan katırcığım!Biz isteğimize kavuşmuş, dağlara tırmanmıştık.Gökyüzünün boğasını yakalamış ve onu öldürmüştük.Kimsenin girmediği yere girmiş, Humbaba’yı yok etmiştik.Dağların yolaklarında aslanlar vurmuştuk!Benimle birlikte bütün güçlüklere katlanan, aşırısevdiğim arkadaşım; benimle birlikte bütün güçlüklerekatlanan aşırı sevdiğim Engidu’yu insanlığın yazgısıyakaladı.Onun için altı gün yedi gece ağladım. Onun gömülmesinerazı olmadım, burnundan kurtlar düşünceye kadar.Arkadaşımın başına gelenler, benim de başıma gelecekdiye korktum. Ölümden korktuğumdan kırlaradüştüm. Arkadaşımı düşünmek beni daha çok sıktığından,kırlarda uzun yolculuk yapıyorum. Engidu’yu düşünmekbeni daha çok sıktığından, kırlarda uzun yollaryürüyorum!Ah, nasıl susayım? Ah, nasıl susayım? Kırlarda şurayaburaya koştuktan sonra, yerin altına başımı dayayıpbütün yıl uyuyacak mıyım? Hayır! Gözlerim güneşi

görmek istiyor. Kendimi güneşin aydınlığına kandırmakistiyorum. Benim için karanlık, aydınlık kadaruzaktır. Ama ölü, ne zaman güneşin ışığını görmüştür?”Gılgamış ona, gemici Urşanabi’ye dedi:”Şimdi, Urşanabi, Utnapiştim’e giden yol hangisidir?Haydi bana onun simini ver! Bana simi versene!Olursa denizi aşayım; olmazsa kırdan geçip gideyim!”Urşanabi ona, Gılgamış’a dedi:”Ey Gılgamış, kendi ellerin geçişe engel oldular!Sen Taştankileri darmadağın ettin… sen kürekçileri yokettin. Taştankiler darmadağın oldukları için geçit yoktur!Gılgamış, baltayı eline al! Hemen aşağı ormana gerigit, karşına çıkacak olan beş kez on iki endaze uzunluğundakiyüz yirmi küreği kes ve sonra onlara memebiçiminde ayna (95) yapıp bana getir!”Gılgamış, bunu duyar duymaz baltayı eline aldı vebelinden kılıcı sıyırıp aşağı, ormana geri gitti. Beş kezon iki endaze uzunluğunda gördüğü yüz yirmi küreğikesti ve onlara meme biçiminde ayna yapıp Urşanabi’yegetirdi.Gılgamış ve Urşanabi gemiye bindiler. Gemiyi dalgalarınüzerine oturtup denize açıldılar. Bir ay on beşgünlük yol üç günde kestirildi. Urşanabi, böylece ölümsuyuna dek vardı.Urşanabi ona, Gılgamış’a dedi:”Sakın Gılgamış! Bir kürek al! Ölüm suyu elinedeğmesin. Gılgamış ikinci küreği, üçüncü ve dördüncüküreği al! Gılgamış, beşinci küreği al! Altıncı ve yedinciküreği al! Gılgamış, sekizinci, dokuzuncu ve onuncuküreği al! Gılgamış, on birinci küreği, on ikinci küreğial!”Gılgamış, böylece bu yüz yirmi küreği kullanmıştı.O, bu sırada kemerini çözdü… Gılgamış, üstündekigiysiyi çıkarıp, geminin anbarını (sintine) pençesiyleboşaltarak gemiyi yukarı kaldırdı.Utnapiştim, onu uzaktan görünce, içinden kendikendine şöylece söylendi:”Geminin Taştankileri niçin kırılmış? Geminin sahibiolmayan biri niçin gemiye bindi? Buraya gelen benimadamlarımdan biri değildir.”(Üç satır eksik)”…günlün benden ne diliyor?”(20 satırlık boşluk. Gılgamış Utnapiştim’e vardı.)
Utnapiştim ona, Gılgamış’a dedi:”Ne diye yanakların erimiş? Ne diye yüzün çarpılmış?Ne diye gönlün hoş değil? Ne diye yüzün arıklamış?Ne diye gönlün üzgün? Ne diye yüzün, uzun yolculukyapan bir yolcunun yüzüne dönmüş? Ne diye yüzünayazdan ve güneşin sıcağından çökmüş? Ne diyekrallığı bırakıp kırlara düşüyorsun?”Gılgamış ona, Utnapiştim’e dedi:”Utnapiştim, yanaklarım erimesin mi, yüzüm arıklamasınmı, gönlüm üzgün olmasın mı, yüzüm uzunyolculuk yapan bir yolcunun yüzüne dönmesin mi, yüzümayazdan ve güneşin sıcağından çökmesin mi, krallığıunutup kırlara düşmeyim mi?Benim dostum, dağlarda tek başına dolaşan yabaneşeğini kovalayan katırcığım! Ey çölün parsı! DostumEngidu! Yoldaşım! Dağlarda tek başına dolaşan yabaneşeğini kovalayan katırcığım!Biz, isteğimize kavuşmuş, dağlara tırmanmıştık.Gökyüzünün boğasını yakalamış ve onu öldürmüştük.Kimsenin girmediği yere girmiş, Humbaba’yı yok etmiştik!Dağların yolaklarında aslanları vurmuştuk!Benimle birlikte bütün güçlüklere katlanan, aşırısevdiğim Engidu’yu, insanlığın yazgısı yakaladı.Onun için altı gün yedi gece ağladım. Onun gömülmesinerazı olmadım, burnundan kurtlar düşünceye kadar.Arkadaşımın başına gelenler, benim de başıma gelecekdiye korktum. Ölümden korktuğumdan kırlaradüştüm. Arkadaşımı düşünmek, beni daha çok sıktığındankırlarda uzun yolculuk yapıyorum! Engidu’yu düşünmek,beni daha çok sıktığından, kırlarda uzun yollaryürüyorum!Ah, nasıl susayım? Ah, nasıl susayım? Sevdiğim arkadaşımtoprak oldu! Sevdiğim arkadaşım Engidu toprak oldu!Ben de onun gibi yatmayacak mıyım ve onun gibisonsuza dek uyumayacak mıyım?”Gılgamış ona, Utnapiştim’e dedi:”Hadi gidelim. Herkesin ağzında dolaşan, uzaktakiUtnapiştim’i görmek istiyorum (96). Bütün ülkeleriyürüyerek geçtim. Sarp dağlar aştım. Bütün denizleri geçegeçe geldim. Gözlerim tatlı uykuya doymadı. Her zamangecelemeden özeğim tükendi. Organlarımı sızı kapladı.Daha Sakiye’nin evine varmadan üstüm başım paralandı.Ayı, sırtlan, aslan, pars, kaplan, yağmurça ve dağkeçisi öldürdüm. Bunların etlerini yiyip derilerini giyiyordum.
Çektiğim bu yıkım, artık önüme kapısını kapasın.Zift ve katran bu kapıyı tıkalı tutsun. Artık banaçocuk sevinci verilsin.”(Bir satır anlaşılmamıştır)Utnapiştim ona, Gılgamış’a dedi:”Ey Gılgamış, sen bir tanrı çocuğu olduğun haldeniçin yoksulluğa düştün? Niçin tanrıların ve insanlarınalınyazılarına karşı geliyorsun? Baban ve anan sana hepiyi şeyler gösterdi. Ey Gılgamış, niçin aptala döndün?(30 satırdan çok süren bir boşluktan sonra, Utnapiştim’insözü kesilmiyor gibi görünüyor.)Kızgın ölüm, insanı sinsi sinsi hep arkadan izler.Herhangi bir zamanda bir ev yaparız, herhangi bir zamandabir belge damgalarız. Herhangi bir zamanda kardeşlerarasında miras pay ederler. Herhangi bir gündebu kardeşler arasında kavga çıkar (97).Herhangi bir günde ırmak taşar ve ülkeyi su basar.Balıkçıl kuşları ırmak boyunca uçarlar. Irmağın yüzü güneşinyüzüne bakar; ama, eskiden beri hiçbir şeyde kararlılıkgörülmez (98).Çalınan da, ölen de birdir. Ölümün biçimi çizilmez.Be hey insan oğlu, be hey adam; beni kutsadıktan sonra(99), büyük tanrılar olan Anunnaki (100) toplandı.Yazgıyı oluşturan And (101) tanrıçası, onlarla birliktealınyazısını belirledi. Ölümü ve yaşamı onlarla birliktesaptadı; ama onlar ölümü bildirmediler.”:::::::::::::::::

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s