TÜRK DESTANI

İslamiyet öncesi sözlü Türk edebiyatının en mühim mahsulü Türk destanıdır. İslâmiyet öncesi Türk destanı, birbirini takip eden altı bölüme ay-rılır.
1. Yaratılış
2. Saka (Alp Er Tonga, Şu)
3. Oğuz Kağan
4. Siyenpi
5. Köktürk
6. Uygur

Yaratılış bölümü 19. yüzyılda Radloff ta-rafından Altay Türklerinden derlenmiştir. Altay Türkleri eski Türk dinine mensup oldukları için destan, çok geç bir târihte tespit edilmesine rağmen Türklerin yaratılış hakkındaki en eski inançlarını yansıtmaktadır. Ancak destanın uzun asırlar bo-yunca çeşitli tesirler altında önemli değişiklikler gösterebileceğini de hatırdan uzak tutmamak lâzımdır.

Saka bölümü, Al Er Tonga ve Şu destanları olmak üzere ikiye ayrılır.
Al Er Tonga M. Ö. 7. yüzyılda yaşamış olan ünlü Saka hükümdarıdır. Bu hükümdar, bütün Orta Asya’yı hâkimiyeti altında bulundurduğu gibi Kafkasları kuzeyden güneye aşarak Anadolu, Su-riye ve Mısır’ı da fethetmiştir. Hayatı fetihlerle ve bilhasla İranlı Medlerle mücâdele halinde geçmiş, M. Ö. 626,625 veya 624’lerde Med hükümdarı Key-hüsrev tarafından bir ziyafete çağrılarak hile ile öl-dürülmüştür. Bu hâdisenin hâtırası hem Türkler, hem İranlılar arasında yüzyıllarca yaşamıştır. Alp Er Tonga; Asur kaynaklarında Maduva, Herodot’ta Madyez, İran ve İslâm kaynaklarınla Efrâsiyab olarak geçer. Onun hayatı ve savaşları, müs-lümanlıktan çok önce Türkler tarafından büyük bir ihtimalle destanlaştırılmıştır. Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lûgati’t-Türk’ündeki Alp Er Tonga sa-gusunun bu destana ait bir parça olması kuvvetle muhtemeldir. Câmiü’t-Tevârih’teki Oğuz Kağan destanmı Türkçe’ye çeviren Zeki Velidi Togan’a göre, Oğuz Kağan destanının ilk tabakasını Alp Er Tonga’nm hayatı ve savaşları teşkil eder. Ha-kikaten, destandaki Oğuz Kağan da, Alp Er Tonga da Kafkasları kuzeyden güneye aşarak Ön Asya’da fetihler yaparlar. Oğuz Kağan destanının ikinci ta-bakasını teşkil eden Hun hükümdarı Mete ise, Kaf-kasları aşıp Ön Asya’da fetihler yapmamıştır. O halde Oğuz Kağan Destanı’nda, Alp Er Tonga des-tanı’ndan izler bulunmaktadır.
11. yüzyılın iki büyük Türk yazarı, Yusuf Has Hâcib ve Kaşgarlı Mahmud, Alp Er Tonga’dan bah-sederler. Onlara göre İran kaynaklarında Efrâsiyab olarak geçen kahramanın adının Türkçe’si veya lâkabı Tonga Alp Er’dir. Aynı kahraman, Cü-veynî’de, Buku Han, Şahâbeddin Mercânî’de Buka Han bin Pişing olarak geçer. Mes’ûdî’ye göre Kök-türk hakanları, Cüvenyî’ye göre Karahanlı ve Bu-dist Uygur hükümdarları, Şecere-i Terâkime’ye göre Selçuklu sultanları kendilerini Efrâsiyab nes-linden kabul ederlerdi.
Çeşitli kaynaklarda hakkında pek çok bilgi bu-lunan Alp Er Tonga’nm hayatı etrafında teşekkül etmiş destan bugüne intikal etmemiştir. Ancak Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki sagu, bu destanın şüp-hesiz bazı değişikliklerle 11. asra intikâl etmiş küçük bir parçası olabilir. Atsız’a göre; İranlıların meşhur destanı Şehname ‘deki Efrâsiyab’la ilgili bö-lümlerde Fîrdevsi, Türkler arasında sözlü olarak yaşayan Alp Er Tonga destanından da fay-dalanmıştır.

Şu destanı, M.Ö.330-327 yıllarındaki hâdiselere aittir. Bu târihlerde Makedonyalı İskender, İran’ı ve Türkistan’ı istilâ etmişti. O sırada Türklerin başında Şu adlı bir hükümdar bulunuyordu. Destan, Türk-lerin İskender’le çarpışmalarını ve doğuya çe-kilmelerini anlatır. Bu arada doğuya çekilmeyen ve batı Türkistan’da kalan 22 ailenin, Oğuz boylarını teşkil ettiklerini destandan öğreniriz. Bu parçayı Kaşgarlı Mahmud, Oğuzlara niçin Türkmen den-diğini anlatmak üzere “Türkmen” maddesinde Arapça olarak kaydetmiştir. Ancak Kâşkarlı Mah-mud’da İskender, “Zülkarneyn” adıyla geç-mektedir.

Oğuz Kağan destanı, Alp Er Tonga’dan da izler taşımakla beraber, daha çok M. Ö. 209-174 târihleri arasında hükümdarlık yapmış bulunan Büyük Hun Yabgusu Motun’un (Mete) hayatı et-rafında teşekkül etmiş bir destandır. Maalesef bu bölüm de eski şekliyle ve bir bütün olarak bugüne intikâl etmemiştir. Bazı küçük ve muahhar parçalar bir tarafa bırakılırsa, bugün elimizde Oğuz Kağan destanı’na ait üç rivayet bulunmaktadır. 13. yüz-yıldan sonra (en geç 16. yüzyılda) Uygur harf-leriyle, fakat İslâm muhiti dışında tesbit edilmiş bu-lunan rivayet Türklerin müslümanlığından önceki şekli temsil etmektedir. Fakat bu rivayet çok kı-sadır.
14. yüzyılın başında Reşîdeddîn’in Câmiü’t-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan destanı oldukça uzundur. Bu Farsça şeklin, 13. yüz-yılda Oğuzlar arasında yaşayan destanın tercümesi olduğu muhakkaktır. Hattâ belki de Reşîdeddîn, Türkçe olarak yazıya geçirilmiş bir Oğuz Kağan Destanı’m kullanmıştı. Reşîdeddîn rivayeti
İslâmiyet’ten sonraki şekli temsil eder. Uygur harfli
şekle göre oldukça uzundur, fakat destanın aslına
daha uzaktır.
Üçüncü rivayet, 17. yüzyılda Ebü’1-Gazî Bahadır
Han tarafından tespit edilmiştir. Diğerlerine
göre çok daha muahhar olan bu parçada, hem
Reşîdeddîn rivayetinden, hem de 17. yüzyılda
Türkmenler arasında yaşayan sözlü rivayetlerden
faydalanılmıştır.
15. veya 16. asırda tesbit edilmiş bulunan Dede
Korkut hikâyeleri de aslında Oğuz Kağan destanının
parçalarıdır. Başlangıçta Oğuz Kağan’m
şahsı etrafında teşekkül eden destan, sonradan
diğer şahıslar etrafında genişletilmiştir.

Siyenpi destanı, 2. yüzyılda yaşamış olan Siyenpi
hükümdarı Tan-şe-hoay Yabgu’nun hârikalı
bir şekilde doğuşunu ve kahramanlığını anlatır.
Türk destanının bu bölümü, Çin kaynakları tarafından
çok kısa olarak tesbit edilmiştir. Bu destanın
biraz değişmiş ve genişlemiş bir şekli, Radloff’ça
Altay Türklerinden derlenmiştir.

Köktürk destanı: Köktürkler’in türeyişi ve çoğalmalarıyla
ilgilidir. Çin kaynaklarında yer alan
rivayetler “Bozkurt destanı”, Reşîdeddîn ve Ebü’l-
Gazî Bahadır Hân’daki rivayet ise “Ergenekon destanı”
olarak bilinir. Ayrı adlarla bilinen bu destanlar-
aslında aynı destanın birbirlerinden çok
farklılaşmış şekilleridir.

Uygur destanı, türeyiş ve göç olmak üzere iki
parçadan ibarettir. Çin kaynakları tarafından tesbit
edilmiş bulunan türeyiş parçası, Uygurların erkek
bir kurttan türemelerini anlatır. Uygurların Ötüken
bölgesinden Tarım havzasına göç etmeleri etrafında
oluşan ikinci parça ise hem Çin kaynaklarında,
hem de İran kaynaklarında yer almakta
ve iki rivayet birbirini tamamlamaktadır.

Yukarıda kısaca anlattığımız ve diğer sayfalarda
metinleri yer alan İslâmiyet öncesi Türk
destanının bu parçalan, isimlerine bakılarak sadece
belirli Türk boylarını ilgilendiren destanlar olarak
düşünülmemelidir. 19. yüzyılda Altay Türkleri’nden
derlenen yaratılış bölümü, ne kadar değişikliğe
uğramış olursa olsun ve ne kadar dar bir
sahaya sıkışırsa sıkışsın bütün Türklerin kozmogonisini
yansıtmakta, ilk Türklerin yaratılış hakkında
düşüncelerinin izlerini taşımaktadır.
Şehnâme’den özetlenen Alp Er Tonga destanı, uzun
asırlar süren İran-Turan mücadelelerinin izlerini
taşır; Turan ise bütün Türk dünyasını ifade eder.
Turan kahramanı Alp Er Tonga, bütün Türklerin
ortak eserleri olan Kutad gu Bilig ve Dîvânü
Lûgati’t-Türk’te bir Türk beyi olarak geçer. Şu
destanına gelince, o da Oğuz, Halaç ve Uygur’ları
kucaklamaktadır.
Oğuz Kağan destanı da sadece Oğuzların destanı
değildir. Destandaki en önemli noktalardan
biri Oğuz Kağan’m beylerine Kıpçak, Karluk- Halaç
ve Kanglı adlarım vermesidir. Bu nokta, Oğuz
Kağan’m bütün Türk boylarının atası olduğunu
açıkça gösteriyor. Destan kahramanı, Oğuz Kağan
adını taşımakla beraber Oğuz Kağan’m “men Uygurnmg
kağanı bola men (ben Uygurların kağanıyım)”
demesi de dikkat çekicidir, İslamiyet’ten
sonraki asırlarda Oğuz Kağan destanı daha çok
Oğuzlarda, özellikle Türkmenlerde yaşamış ve 17.
yüzyılda Ebülgazi Bahadır Han tarafından Türkmenler’den
tesbit edilmiştir. Oğuz Kağan destanının
parçaları olan Dede Korkut Hikayeleri de
yine daha çok Türkmenistan, Azerbaycan ve Türkiye’de
yayılmıştır. Ancak Korkut Ata hakkındaki
rivayetlerin bugün Oğuzlar’da değil, Kazak Türkleri
arasında yaşadığını ve hatta Kazak Türkleri’nin
Korkut Ata’nm icad ettiği bir küyü (makamı) kıl
kopuz ile çaldıklarını unutmamak lâzımdır. Dede
Korkut hikâyelerinden Bamsı Beyrek’in de Özbek,
Kazak ve Kırgız Türklerindeki Alpamış-Alpamıs-
Alp Bamsı-Alp Manas destanlarıyla ilgisini, bu destanlar
üzerinde çalışmış olan araştırmaıcılar ortaya
koymuşlardır.
Köktürklerin ve Uygurların kurttan türemesi
de bütün Türkleri ilgilendiren ortak bir motiftir.
Kurdun kutsallığı hakkındaki rivayetler bütün
Türkler arasında yayılmıştır. 10. ve 11. asırdaki
Arap ve Süryanî tarihleri, Bozkurt’un, Türklerin
önünde bir yol gösterici olduğunu yazarlar. Köktürk
ve Uygurların atası olan Bozkurt (Kökböri),
Oğuz Kağan destanında da bir kılavuz olarak görünür.
Nihayet Cengiz Han’dan sonra İlhanlılar çağındaki
tarihçiler tarafından tesbit edilen Ergenekon
destanı da eski Çin kaynaklarındaki
Köktürklere ait Bozkurt destanının yeni bir varyantıdır.
17. yüzyılda Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-
i Türk adlı eserinde Ergenekon destanının Moğollara
mal etmekle beraber Moğol hanlarının
Oğuz Han soyundan olduğunu ifade eder. Oğuz
Han soyundan İl Han’ın oğlu Kıyan’ın torunlarından
Börteçene, Moğolları Ergenekon’dan
çıkarır. Bilindiği gibi Börteçene de Bozkurt demektir.
Görüldüğü üzere İslâmiyet öncesi Türk destanına
ait parçalar bütün Türkleri ilgilendirmekte,
hepsinin ortak destan köklerini oluşturmaktadır.
Araştırmalar ilerledikçe, İslâmiyet’ten sonra çeşitli
Türk boylarında görülen farklı destanların daha
başka vak’a, tip ve motiflerinin de İslâmiyet öncesi
Türk destan parçalarında bulunacağı şüphesizdir.

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s